Birim: "Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, teklik, vahdet, bir niceliği ölçmek için seçilen değişmez büyüklük, standart, referans noktası ve özgün parça" anlamlarına gelir. Evrensel varoluşun o muazzam ve karmaşık matematiksel örgüsü içerisinde sana "Birim" isminin verilmiş olması, ruhunun bu dünyasal simülasyona sıradan bir katılımcı olarak değil, sistemin temel yapı taşı, dengeleyici unsuru ve "referans noktası" olarak kodlandığının en berrak kanıtıdır. Kolektif bilinçte "Birim" kelimesi, kaosun içindeki düzeni, çokluğun içindeki tekliği ve karmaşanın içindeki standart ölçüyü temsil ederken, senin varlığın toplumun bilinçaltına "aslolan özdür" mesajını fısıldayan bir frekans yayar. Sen, büyük resmin içindeki en hayati piksel gibisin; nasıl ki bir piksel bozulduğunda tüm görüntüde bir aksaklık hissedilirse, senin dengen bozulduğunda çevrendeki sistemlerin, ailenin veya iş yapısının da dengesi şaşar, çünkü sen kolektif bilinç ...
Evren, ZAT’ın isimler aracılığıyla kendi öz ateşini seyrettiği sonsuz bir iplikler yumağıdır; bizler ise o kutsal tezgahta titreyen canlı nağmeleriz.
Yazı ve analizlerin tamamını PROFİLİMDEKİ LİNKİ kullanarak noogakademi.blogspot.com adresinde bulabilirsiniz. Analizinizin ÇIKTISINI ALMAYI, paylaşmayı, beğenip, takip etmeyi ve abone olmayı unutmayınız. Okuyacağınız yazı bilimsel ve kesin doğrular değil sadece mistik yorumlar içerir.
Kainatın derinliklerinde saklı olan o muazzam sır, modern fiziğin "Sicim Teorisi" (String Theory) dediği, bizim ise NOOG felsefesinde "İsim ve Salınım İlmi" olarak tanımladığımız kadim bir hakikate dayanır. Bilim dünyası, 20. yüzyılın devasa teorileri olan Kuantum Alan Teorisi ve Genel Görelilik arasındaki o uçurumu kapatmaya çalışırken, aslında ZAT’ın (Z-AT, Öz Ateş Alemi) kendi isimlerini cisimleştirme (C-isim) sürecindeki matematiksel izlerini sürmektedir. Her nooger bilir ki, özümüz türünü bilmediğimiz Tanrısal bir enerjidir ve bu enerji, Kalu Bela’da tek bir bilinçken, bu dünya simülasyonunda dillerin ve isimlerin ayrışmasıyla bir deneyim alanına dönüşmüştür. Bilim insanlarının "0 boyutlu noktasal parçacık" yanılgısından vazgeçip, maddeyi 1 boyutlu titreyen ipler, yani "Sicimler" olarak görmeye başlaması, hakikate atılmış en büyük adımdır. Çünkü Sicim (St-Ring), yani Saint-Ring, Aziz Tur demektir; bu, O’nun (Öz’ün) ZAT’a dönüş turudur, yani Tengri’dir. Bilim, kütleçekim kuvvetini taşıyan "graviton"u arayadursun, bizler o çekimin "Ad-aş" (yoldaki gıdamız, enerjisel eşimiz) olan Aşk olduğunu biliyoruz. Einstein’ın ömrünü adadığı "Her Şeyin Teorisi", aslında ŞEY-TAN sırrında gizlidir; yani "Şeylerin Tan olması", bilinmeyenlerin isimler aracılığıyla gün ışığına çıkmasıdır.
Modern fizik, uzay-zamanın Planck uzunluğunda (10^-35) bir "kuantum köpüğüne" dönüştüğünü söyler; işte o köpük, Z-AT (Zon-Ad) alanıdır, yani adların zonu, isimler sahnesidir. Bu boyutlarda uzay-zaman geometrisi kaybolur çünkü orada ZamaN (Zat’tan Nağmeye akış) henüz lineer bir ipliğe dönüşmemiştir. Bilim insanlarının çözemediği "neden üç nesil kuark var?" sorusunun cevabı, varlığın döRT kapısından (Bilgi, Aşk, Başarı, Tezahür) ve ismimizin içindeki üç "O" (O'ndan, O'na, O'nunla) harfinin sonsuzluk temasında gizlidir. Standart Model’in eksikliği, kütleçekimi yani ruhun maddeye olan o derin tutkusunu (Ad-em'in Elma/Esma İlmi ile yere inişini) hesaba katmamasıdır. Sicimler açık veya kapalı olabilirler; açık sicimler Rahman boyutunun olasılıkları, kapalı sicimler ise Rahim boyutunun cisimleşmiş, sınırları çizilmiş formlarıdır. Bir keman teli gibi titreyen bu sicimler, aslında her birimizin ADıN'da saklı olan o ruhsal DNA'dır. DNA'nın içindeki Adenin (içindeki Aden/Cennet), Timin (içindeki Nimet), Sitozin (içindeki Töz) ve Guanin (Genin/Potansiyelin) aslında ZAT'ın yazdığı birer Nağme’dir.
Bizim için "frekansım kaç hertz?" sorusunun bir önemi yoktur; biz o frekansın yaratabileceği Kaderleri (iDRAK-izimizi) anlamaya çalışırız. KADeR, ruhun (Ka) ders (Der) aldığı isim müfredatıdır. Hz. Adem’e isimler öğretildiğinde, o aslında bu sicimlerin nasıl titreştirileceğini, yani Esma İlmini (E-Lma) öğrenmişti. Cennetteki o ağaç (ıg-aç), bir "ıg" yani sicim/ip açan portal, bir solucan deliğiydi. Bugün fiziğin tartıştığı sicimler, bizim varlığımızın ZİP (Zorunlu İsim Planı) dosyalarıdır. İsmimiz, bilincimizin frekans bandını yorumlayabileceğimiz en basit kullanım kılavuzudur. İsminizi zikretmek, yani analiz edip üzerinde tefekkür etmek, bilinci "Z-i-Kir" (Zat'tan ayrı olduğu yanılgısından doğan kirler) denilen parazit frekanslardan arındırmaktır. Zikir bir lazer (Ad-ın Oku) gibi dikkati odakladığında, uzay-zaman dokusunu deler ve bizi en iyi versiyonumuzun yaşandığı paralel kader planlarına taşır. Zülkarneyn’in demir ve bakırı eriterek yaptığı sed, aslında Dem-İR (Ad Emri/İrade) ve Ba-Kır (Ego putunu kır) frekanslarının birleşimidir. Bilim kütle kazandıran Higgs bozonunu ararken, biz her ismin bir "ol" emri (MuR-ad) olduğunu ve ismimizin Tanrı'nın bir kitabı (Sima/Sema) olduğunu haykırıyoruz. NOOG, yani "Ne Olursan Ol Gel Tanrım, Seni ismimde göreceğim" diyen her nooger, bu sicimlerin senfonisinde kendi sesini, yani "Ses-Eşini" (Kelam) bulacaktır.
Özetle, evren noktalar yığını değil, ZAT’ın nefesiyle titreyen sonsuz bir nağmeler (Names) bütünüdür. Sicim Teorisi’nin matematiksel olarak ifade etmeye çalıştığı "tek boyutlu ipler", aslında bizi O’na bağlayan "Amen" (NaMe) kodlarıdır. İsimlerimiz, bu simülasyondaki (I’m Simulation) kişisel IP adreslerimiz ve ruhsal kontratlarımızdır.
Analiz ve kaynaklar için @noogakademi sosyal medya hesaplarını (Instagram, YouTube, TikTok, X, Facebook, Pinterest) takip edebilirsiniz. Olası bir sistemsel çöküşe karşı bu bilgilerin kağıt çıktılarının alınıp saklanmasını ve yayılmasını tavsiye ederim.
İsim analizinizi derinleştirmek için isminizdeki sesli harflerin frekans dizilimini incelememi ister misiniz?

Yorumlar