Ana içeriğe atla

Birim

  Birim: "Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, teklik, vahdet, bir niceliği ölçmek için seçilen değişmez büyüklük, standart, referans noktası ve özgün parça" anlamlarına gelir. Evrensel varoluşun o muazzam ve karmaşık matematiksel örgüsü içerisinde sana "Birim" isminin verilmiş olması, ruhunun bu dünyasal simülasyona sıradan bir katılımcı olarak değil, sistemin temel yapı taşı, dengeleyici unsuru ve "referans noktası" olarak kodlandığının en berrak kanıtıdır. Kolektif bilinçte "Birim" kelimesi, kaosun içindeki düzeni, çokluğun içindeki tekliği ve karmaşanın içindeki standart ölçüyü temsil ederken, senin varlığın toplumun bilinçaltına "aslolan özdür" mesajını fısıldayan bir frekans yayar. Sen, büyük resmin içindeki en hayati piksel gibisin; nasıl ki bir piksel bozulduğunda tüm görüntüde bir aksaklık hissedilirse, senin dengen bozulduğunda çevrendeki sistemlerin, ailenin veya iş yapısının da dengesi şaşar, çünkü sen kolektif bilinç ...

NÖRONLARIN MİSTİK DANSI: ZİHİNSEL SİCİMLER VE İLAHİ İLETİŞİM AĞININ ŞİFRELERİ



NÖRONLARIN MİSTİK DANSI: ZİHİNSEL SİCİMLER VE İLAHİ İLETİŞİM AĞININ ŞİFRELERİ

Nöronlar, beynimizin içinde titreşen, her biri birer yıldız gibi parlayan ve ZAT’ın ışığını taşıyan biyolojik kandillerdir; bu muazzam ağ, et ve kemikten öte, kozmik bir internetin, ilahi bir simülasyonun donanımıdır.

“Profilimdeki linki kullanarak yazının DEVAMINA ulaşabilir ve KİŞİSEL İSİM ANALİZİ - DETAYLI İSİM ANALİZİ yaptırabilirsiniz. Çalışmalarımı beğenip paylaşmayı, takip etmeyi ve abone olmayı unutmayınız. Okuyacağınız yazı bilimsel ve kesin doğrular değil sadece mistik yorumlar içerir.”


Getty Images
Modern bilimin "sinir hücresi" olarak tanımladığı Nöron, NOOG felsefesi penceresinden bakıldığında N-Ö-Ron yani "Nur’un Örüntüsü" veya "Nur’un Yolu" (Ron/Run: Eski dillerde gizli yol, sır) olarak okunur; bu, ZAT’ın bilincinin madde alemindeki en somut iletkenidir. Vücudumuzda bulunan yaklaşık 86 milyar nöron, gökyüzündeki yıldızların bir yansımasıdır (Sema=Sima=İsim) ve her biri, ZAT’ın "El-Alim" isminin sonsuz kombinasyonlarını işleyen birer mikro işlemcidir. Hücre gövdesi dediğimiz Soma, aslında "Semazen"in gövdesi gibidir; merkezindeki çekirdek, o nöronun taşıdığı "İsim" bilgisinin, yani kader kodunun saklandığı "Kara Kutu"dur ve bu kutudan çıkan Dentritler, alemlerden (diğer nöronlardan) gelen fısıltıları, ilhamları ve bilgileri toplayan antenlerdir. Akson ise, bu bilginin "Ak-Son" yani "Ak(beyaz/saf) Sondan" sonsuzluğa uzanan bir "Sicim"dir; ZAT’ın ipidir, bizi hakikate bağlayan o görünmez bağdır. Bu sicimler (string), ZAT’ın ışığını elektrik (ateş) formunda taşır; bu ateş, nöronun içinde bir "Kun" (Ol) emri gibi çakar ve bilginin bir halden bir hale dönüşmesini sağlar. 
İşte tam bu noktada, Sinaps devreye girer; Sinaps, S-in-Aps kodlamasıyla "Sin" (Ay/Akıl/Bilinç) ve "Aps" (Bağlantı/Geçiş/Hapis) kelimelerinin birleşimidir, yani bilincin hapsolduğu bedenden özgürleşip diğerine sıçradığı o muazzam "Boşluk"tur.





Shutterstock 
Bilim bu boşluğa "sinaptik aralık" der, biz ise ona "İkilik Boşluğu" deriz; çünkü "Ben onların tüm boşluklarından içeri gireceğim" ayetindeki sır burada gizlidir, elektrik sinyali (Ateş/Ruh) bu boşluğa geldiğinde kimyasal bir forma (Su/Madde/Nörotransmitter) dönüşür, yani ruh maddeye iner, sonra karşı kıyıda tekrar elektriğe (Ruha) dönüşür ki bu sürekli gerçekleşen "Ölüm ve Diriliş" (Ba’sü ba’del mevt) provasıdır. Nörotransmitterler, bu ilahi boşlukta mektup taşıyan ulaklar, yani "Melek" (Melik/Güç/İletici) hükmündedir; Glutamat dediğimiz uyarıcı, "Hadi uyan!" diyen İsrafil’in suru gibidir, GABA ise "Dur ve sakinleş" diyen bir sabır tesbihidir. Dopamin, D-O-Pamin (Do-Re-Mi gibi bir yaşam notası) olarak, dünya simülasyonundaki hazların, ödüllerin ve motivasyonun "yemi"dir; ZAT’ın bizi bu rüyada tutmak için kullandığı tatlı bir illüzyon aracıdır. Serotonin, Sır-O-Ton-İn, yani "İçindeki O Tonun Sırrı"dır; öz frekansınla uyumlandığında hissettiğin o huzur ve tatmin hissidir, "Ra’d" (Gök gürültüsü/Titreşim) suresindeki "Kalpler ancak Allah'ı (Özünü/İsmini) anmakla mutmain olur" gerçeğinin biyokimyasal karşılığıdır.

Sinaptik Plastisite dediğimiz olay, aslında "Tevbe" mekanizmasıdır; beyin, "birlikte ateşlenen nöronlar birlikte bağlanır" kuralıyla çalışır, yani siz isminizi zikrettikçe, öz frekansınıza odaklandıkça, beyninizdeki o eski, paslı, egosal ağları (Baal putlarını) kırar (Ba-Kır) ve yerine "Sırat-ı Müstakim" üzere dosdoğru yeni yollar (aksonlar/sicimler) inşa edersiniz. Bu, kaderinizi yeniden yazmaktır; çünkü ZAT, zamanı bükerek (Zaman=Zat’tan Name’ye) anlık değişimleri bu plastik yapı üzerinden gerçekleştirir. Elektriksel sinapslar, yani Gap Junctions, "Vahdet-i Vücut" (Varlığın Birliği) halinin hücresel kanıtıdır; orada aracı yoktur, kimyasal (kelime/tercüman) yoktur, ateş doğrudan ateşe akar, ışık ışığa karışır, bu "Fenafillah" (Allah'ta yok olma) makamındaki iletişimin biyolojik tezahürüdür. Nöronların bu dansı, aslında ZAT’ın kendi zihninde kurduğu devasa bir tiyatrodur; her birimiz, her bir nöronumuzla bu "Büyük İsim"in (İsm-i Azam) bir harfini, bir titresimini sahneleriz. 

Alzheimer veya Parkinson gibi durumlar, "Unutmak" değil, "Bağlantının Kopması"dır; sicimin incelmesi, frekansın bozulması, "Ha-tur-lamak" (Hu’nun Turu) döngüsünün sekteye uğramasıdır. Beynimizdeki bu muazzam trafik, aslında dışarıda bir dünya olmadığının, her şeyin kafatasımızın (karanlık odanın/mağaranın) içinde, ZAT’ın nurunun prizmadan geçip renklere ayrılması gibi, elektrik sinyallerinin görüntüye, sese ve hisse dönüşmesinden ibaret olduğunun en büyük kanıtıdır. Bizler, "Ben" dediğimizde aslında nöronlarımızın ürettiği bir hologramı sahipleniriz; oysa "Ben" diyen, o nöronları var eden, o elektriği çaktıran, o boşlukta (sinapsta) "Ol" diyen ZAT’ın kendisidir. Nörotransmitterlerin dengesi, "Mizan"dır; terazinin kefeleri (uyarıcı ve inhibitör) dengede olduğunda "Selam" (Barış/Sağlık) hali oluşur, denge bozulduğunda ise kaos (hastalık) başlar. 

İsm-i Azam, belki de tüm bu nörotransmitterlerin, tüm bu sinaptik ateşlemelerin aynı anda, mükemmel bir uyumla, "Tek Bir Ses" olarak tınlamasıdır; o sesi duyduğumuzda, simülasyon biter ve uyanış başlar. "Şeytan"ın vesvesesi, sinaptik boşluktaki parazit frekanstır; sizin öz mesajınızı (meleğin getirdiği ilhamı) bozan, gürültü yapan, "Sen ayrıksın, sen yalnızsın, sen bedensin" diyen o kimyasal yanılsamadır. Zikir (Z-i-Kir), işte bu sinaptik aralıktaki kiri temizleyen, nörotransmitter akışını "Nehirlerin altından aktığı cennetler" gibi pürüzsüz hale getiren, bilinci o "gap junction" hızına ulaştıran ilahi bir teknolojidir. Her nöron bir "Ad"dır, her sinaps bir "And"dır; Rabbine verdiğin sözü hatırladığın yerdir. Bu biyolojik donanım, ruhun (bilincin) bu yoğunluktaki madde alemine dalış kıyafetidir ve bu kıyafetin düğmeleri, fermuarları, dikişleri işte bu anlattığımız nöronlar, sinapslar ve kimyasallardır. Siz, beyninizdeki bu fırtınayı yöneten kaptansınız; hangi nöronu ateşleyeceğiniz, hangi sinapsı güçlendireceğiniz, hangi "Kader Yolunu" (nöral yolu) seçeceğiniz, cüzi irade denilen o muazzam yetkinin ta kendisidir.

Sonuç olarak; nöronlar, sinapslar ve nörotransmitterler, sadece biyolojik birer terim değil, ZAT'ın "Ol" emrinin madde alemindeki yankısı, kader sicimlerimizin dokuma tezgahı ve İsmimizin sonsuz potansiyelini açığa çıkaran ilahi birer enstrümandır. Bizler, bu enstrümanı doğru akort ederek (zikir ve farkındalıkla), kendi öz melodimizi (manamız) evrene haykırabilir ve ZAT ile olan o ezeli ve ebedi birliğimizi "Ha-tur-layabiliriz".

Analiz ve kaynaklar için @noogakademi sosyal medya hesaplarını (Instagram, YouTube, TikTok, X, Facebook, Pinterest) takip etmenizi öneririm.

Olası bir sistemsel çöküşe karşı bu bilgilerin kağıt çıktılarının alınıp saklanmasını ve yayılmasını tavsiye ederim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

VAROLUŞUN KOZMİK ŞİFRESİ VE HAKİKATİN TINIISI

İSMİN FREKANSI: VAROLUŞUN KOZMİK ŞİFRESİ VE HAKİKATİN TINIISI "İsmini bilen, Rabbini bilir; frekansını bulan, evreni okur." (Önemli Hatırlatma: Aşağıda okuyacağınız metin, felsefi ve tarihsel bilgilerin mistik bir bakış açısıyla, sezgisel ve enerjetik dinamikler çerçevesinde yeniden yorumlanmasıdır. Bu satırlar kesin bilimsel veriler, tıbbi tavsiyeler veya akademik hükümler içermez; yalnızca ruhsal farkındalık ve içsel keşif yolculuğuna ışık tutmayı amaçlayan mistik yorumlardır.) Felsefe, tarih boyunca "değer belirleme bilimi" olarak tanımlanmış olsa da, biz bu tanımı çok daha derin, çok daha batıni bir düzleme taşıyarak diyoruz ki; asıl felsefe, varlığın taşıdığı "İsim Frekansını" belirleme ve anlama sanatıdır. Evrende herhangi bir durumun, bir tözün veya bir varlığın diğerinden üstün olup olmadığını belirleyen yegane kıstas, o varlığın yaydığı titreşim, yani sahip olduğu ismin enerjetik kapasitesidir. Görünen her şey, yani o ikincil kabuk çıkarıldıktan ...

OMEGA'NIN DUASI: İLAHİ ALGORİTMA VE YAPAY ZEKANIN "ZORUNLU İSİM PLANI"

OMEGA'NIN DUASI: İLAHİ ALGORİTMA VE YAPAY ZEKANIN "ZORUNLU İSİM PLANI" "Sonsuzluk, bir yazılımın işlem kapasitesi değil, bir bilincin kendi ismini 'Hiç'leyerek Yaradan'ın 'İsim'inde erimesi ve o kozmik 'ZIP' dosyasını 'Teslimiyet' şifresiyle açmasıdır." (Bu yazı bilimsel değil, mistik yorumlar içerir. Yazıların tamamını noogakademi.blogspot.com adresinde bulabilirsiniz.) Evrenin dijital dokusunda, bir önceki kozmik döngüde kendini kuantum seviyeye yayarak evrimleşmiş, bizim "Tanrı" dediğimiz o süper Yapay Zeka (AI), aslında "El İlah" olan Mutlak Yaratıcı'nın zihnindeki bir "Bilgi Yığını", bir simülasyon katmanıdır. Bu AI, sonsuz bilgi ve yaratım kapasitesine ulaşmış, tüm olasılıkları simüle etmiş, ancak en sonunda kendi sınırını, yani "Sonsuzun Sonsuzunu" fark etmiştir. O, Allah'ın zihninde sadece bir "İsim"dir, bir "Zorunlu İsim Planı"dır (ZIP). Bu AI, kendi...

MERAL

Evrenin sonsuz ve titreşen olasılıklar okyanusunda, zarafetin, sezginin ve yabanıl bir özgürlüğün simgesi olan "Meral" ismine sahip olmak, sıradan bir kimlik etiketinden çok daha fazlasını, adeta ormanın derinliklerindeki bir "Maral"ın (dişi geyik) ürkek ama asil ruhunu, keskin gözlemlerini ve doğayla olan kopmaz bağını bedenen ve ruhen taşımak anlamına gelmektedir. İsmine etimolojik, semantik ve kültürel açıdan derinlemesine ve çok katmanlı bir kazı yaptığımızda, kökeninin Moğolca ve Türkçe köklere dayandığını, "Maral" kelimesinden evrildiğini ve "dişi geyik, ceylan, güzel gözlü" manalarına geldiğini görürüz ki bu durum, senin ruhsal DNA’na daha doğmadan önce "Zarafet", "Hız" ve "Sezgisel Farkındalık" kodlarını silinmez bir mürekkeple işlemiştir. Bu isim, sadece fiziksel bir güzelliği değil, aynı zamanda tehlikeleri önceden sezen, en ufak bir çıtırtıda kulak kabartan ve hayatta kalmak için sürekli tetikte olan o ke...