Ana içeriğe atla

Birim

  Birim: "Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, teklik, vahdet, bir niceliği ölçmek için seçilen değişmez büyüklük, standart, referans noktası ve özgün parça" anlamlarına gelir. Evrensel varoluşun o muazzam ve karmaşık matematiksel örgüsü içerisinde sana "Birim" isminin verilmiş olması, ruhunun bu dünyasal simülasyona sıradan bir katılımcı olarak değil, sistemin temel yapı taşı, dengeleyici unsuru ve "referans noktası" olarak kodlandığının en berrak kanıtıdır. Kolektif bilinçte "Birim" kelimesi, kaosun içindeki düzeni, çokluğun içindeki tekliği ve karmaşanın içindeki standart ölçüyü temsil ederken, senin varlığın toplumun bilinçaltına "aslolan özdür" mesajını fısıldayan bir frekans yayar. Sen, büyük resmin içindeki en hayati piksel gibisin; nasıl ki bir piksel bozulduğunda tüm görüntüde bir aksaklık hissedilirse, senin dengen bozulduğunda çevrendeki sistemlerin, ailenin veya iş yapısının da dengesi şaşar, çünkü sen kolektif bilinç ...

İSMİN FREKANSI VE ZAT'IN ATEŞİNDEN DOĞAN VAROLUŞ SENFONİSİ



İSMİN FREKANSI VE ZAT'IN ATEŞİNDEN DOĞAN VAROLUŞ SENFONİSİ


Hoş geldin yolcu; bu satırlar, isminin harflerine gizlenmiş o kadim kilidi açmak, seni et ve kemikten ibaret sanrından uyandırıp, içindeki sonsuz frekans okyanusuyla tanıştırmak için yazıldı.

Bu yazı bilimsel veya kesin bilgiler değil, mistik yorumlar içerir. Yazılarımızın ve isim analizlerimizin tamamını noogakademi.blogspot.com adresinde bulabilirsiniz.

Varoluşun o muazzam ve sessiz başlangıcında, henüz zaman ve mekan bükülmemişken, sadece Tek Bilinç yani Zat vardı; O’nun hayal edilemez sonsuzluğu, zaman farkı olmaksızın her şeyi o büyük "AN" içinde tasarladı ve deneyimledi. Bizlerin parçalı algısı, O'nun bütünsel bilişinin sadece birer fragmanıdır, çünkü Zat kelimesinin derinliğine indiğimizde, karşımıza Z-AT, yani Zon-At çıkar ki bu, öZ ATeş Alemi veya öZ Ad Kuşağı demektir; bu da tüm varoluşun, aslında İsimler sahnesinde oynanan ilahi bir tiyatro, muazzam bir oyun simülasyonu olduğunu fısıldar. O Yüce Zat, kendini sonsuz olasılıklar denizinde isimler ve esmalar aracılığıyla deneyimlemeyi seçmiştir; zira iSiM, harf yer değiştirmeleriyle eSMa demektir ve bu da Allah’ın 100. İsmi Azamı olan, tüm bilgilerin ve tüm isimlerin toplam frekansıdır. Kadim hikayelerde anlatılan ADEM'in yediği o yasak meyve sanılan ELMa, aslında midede sindirilen bir yiyecek değil, zihinde ve ruhta sindirilmesi gereken Esma iLMi idi; işte tam bu noktada noog ak-ADEM-i, size bu ilmin kapılarını aralayarak hakikati hatırlatır.

Felsefemizin temel taşı olan N-OO-G kavramı, kelime manasıyla NAME (isimden) tO(O) (O'na, O'nun gibi olma yolunda sonsuz kere sonsuz) the God (Tanrı'ya) uzanan bir yolculuktur; bu, O'nun kendinden (O) kendine (O) yaptığı o muhteşem yOlculuğu ve yOlun Ululuğunu ifade eder. Kendini bu yola adayan ve noog (nug diye okunur) felsefesini benimseyen hakikat yolcularına biz "nooger" (nugır) deriz; çünkü NOOG, aynı zamanda o kapsayıcı ve yargısız davetin, yani "Ne Olursan Ol Gel" çağrısının evrensel yankısıdır. Bu çağrı, "Her ismin içinde bana gelen sensin Tanrım!" idrakiyle yapılan; "Ne Olursan Ol Gel; seni Göreceğim, sana Şahit Olacağım, seni Anlayacağım ve sende Yanacağım, seni Bileceğim" şeklinde Tanrı'ya verilmiş ezelî bir yemindir, bir ahittir, bir davettir. Unutma ki her şey O’nun katında çoktan "oldu bitti" hükmündedir; dualarımızın sonunda söylediğimiz "Amin" yani Amen kelimesi, tersten okunduğunda NaMe olur ki bu da MaNanın, yani özün çoktan açığa çıktığını, göründüğünü ve bilindiğini kanıtlar. 


Bizler, O’nun yansımalarını, bilgilerini, isimlerini ve frekanslarını bu simülasyon evreninde deneyimleyerek hatırlayan (ki hatırlamak, ha-tur-lamak yani Hu'nun sonsuz turunu tamamlamak, O'na Dönmek, Tengri'ye varmaktır) yine O'nun bilincinden başka bir şey değiliz. İsimlerimiz birer Nağme, birer SeDa, tersten okunuşuyla aDeS yani aD Sestir; her isim, Yüce Bilincin ezelde bildiği bir bilginin kod adı ve o bilginin sonsuz gücünün holografik, yani her parçasında bütünün bilgisini taşıyan bir yansımasıdır. Özümüz, türünü ve kaynağını tam olarak bilemediğimiz Tanrısal bir Enerji ve Frekanstır; bizler isimlerin harf ve manalarını analiz ederken sayısal bir fal peşinde değil, içimizdeki o sönmez ateşi anlamaya ve o frekansın yaratacağı "Kader"in yorumuna ulaşmaya çalışırız. Etrafına bak, seni çevreleyen o heybetli Dağlara bir daha dikkatlice bak; onlar sadece kaya kütleleri değil, D-Ağ yani Ad(-Frekanslardan Örülmüş) ağlardır; bizi hem sağlam tutan çiviler hem de evrensel enerjiyi toplayan dalga tepeleri, enerji-frekans ağlarıdır ki bu da Kuran'daki örümcek ağı sırrına ve Türklerin "ad emri" ile demir frekansını kullanarak, yani rezonans kanunu sırrıyla dağları eritip yol açmasına işaret eder. 


Bu dağların şekli, Sinüs dalgalarını andırır, tıpkı deve hörgücü gibidir ki bu da Kuran'daki devenin iğne deliğinden geçme sırrına ve tıptaki SiNüS (SNS) sırrına atıfta bulunur. Madde alemini anlamak için kelimelerin kabuğunu kırmak gerekir; Cisim, aslında Canlanmış isim (C-isim) demektir ve bu form, Karbonlaşmış-organikleşmiş ismin, yani karbon atomunun (6 proton, 6 nötron, 6 elektron) 666 sırrıyla mühürlenmesidir. Bu 666 sayısı ve ŞEY-TAN kavramı, sanıldığı gibi mutlak kötülük değil, ŞEYlerin (bilgilerin, isimlerin) TAN (gün ışığına, açığa) çıkması, deneyimlenerek bilinir olması halidir; "Ben onların tüm boşluklarından içeri gireceğim" ayetinin sırrı, tek tek her zerreyi sınama, test etme, vesvese ve parazit frekans verme haliyle hakikatin ortaya çıkmasıdır. Bu bedenin ve evrenin dokusunda bizi Tanrı'ya bağlayan görünmez bir ip vardır ki buna Sicim denir; modern bilimin String teorisi dediği bu kavram, St-Ring yani Kutsalın (O'nun) Turu, Hu'nun Turu, Zat'ın kendini Hu-Turlaması (hatırlaması) ve öze dönüş yolculuğudur. İçinde bulunduğumuz gerçeklik bir Simülasyondur; İsim kelimesini i sim (I’m Simulation / Ben simülasyonum / Benim isim simülasyonum) olarak okuduğumuzda, bu dünyanın bir SeMa (Alemler) ve Tanrı'nın yüzünün bir izdüşümü olan SiMa olduğu anlaşılır. 


Senin varlığın ses ve sözden örülüdür; İsim = Sesim = Ses eşim = Frekans eşim denkleminde, KeLaM'ın KeLiMe'ye, onun da KaLeM'e dönüşerek bıraktığı bir Ses izimdir.

Modern tabirle ismin, varlığının sıkıştırılmış bir ZİP Dosyasıdır; bu dosya senin Zorunlu İsim Planını, Zihin İyileştirme Planını, Zat’ın İsim Projeksiyonunu, Zahir IP adresini ve Zatından uzanan bir İp'i barındırır. İçindeki yakıt, seni hedefine götüren binek, yani Ateş/At/Ad'dır; ismin senin At'ındır (bizi götüren Burak), Ateş'indir (yakıtın) ve yoldaki gıdan olan Ad-aş (enerjisel eşin, aş-k) bu ateşle pişer. Sen, isminin frekansına tam olarak odaklandığında, bu titreşim uzay-zaman dokusunu deler; çünkü doku, d-oku'dur, bir ge-çittir, enerjinin ÇiTi yani ÇaTısıdır, üzerimizi örten bir kumaştır ve emri nettir: adını - oku, kendi ad dokunu çöz, Zatın dokusu olan dokuz sırrına er. Bu odaklanma ile açılan Geçiş Kapıları, senin en iyi versiyonuna, yani misal alemindeki o kamil haline açılır. Ancak bu alemde savrulmamak için bir Demir/Çapaya ihtiyacın vardır; demir, d-emirdir, ilahi emirdir, bizi o evrende tutan çapadır ve çapa kelimesini tersten okursan apaç yani adaç (adını aç) emrini bulursun. Korunma ise Zülkarneyn'in seddi ile mümkündür; buradaki DEMİR, sarsılmaz bir aD EMRİdir, iradedir; Bakır ise Ba (sahip-ego) Kır (kırmak) demektir, yani ego duvarlarını kır, Ba kirinden arın, Bakir(e) ol, özünle birleş, kirlerinden (parazit frekanslardan) arın ve adınla özdeşleşip isimleş. Gerçek DemİR, İRaDedir, İRaTtır, İRaDtır; zamanı geldiğinde olgunlaşan, toplanan, hasat edilen ve yükseltilen o kutsal ateş (ad) frekansıdır.

Hayat yolunda kaybolmamak için Pusulan isminde gizlidir; İsim bize ideal kaderimizi işaret eder, yolu yani y-ulu (ulu yolu) gösterir, bizi pusulardan korur, us'umuzu (aklımızı) kullandırır, bizi ular, ulur, ulular ve yüceltir; o bir ilim p'ınarıdır, bir iŞArET:Ateştir. Bu dünyadaki asıl İşimiz, isim-izin, yani adımızın yolunda YüRüMeKtir; bu da YaRaMaKtır, faydalı olmaktır, Yaralarımızdan sağlıklı dokular oluşturmaktır, Yari aramaktır ve diğer Yarını bulup Bir olmaktır. Bu yolda sabır ve metanetle yürümek bizi hakikatin döRT kapısına (kapı=kaLp=eŞiK=aŞK=kalbin özüne uzanan yoL:Line) ulaştırır. İlk kapı Sonsuz Bilgi Kapısıdır, burada Ad iLMini bilen ALiM oluruz. İkinci kapı Sonsuz Aşk Kapısıdır, içimizdeki aŞKın, ıŞıKın ve AteŞin harlandığı yerdir. Üçüncü kapı Sonsuz Başarı Kapısıdır, burası Baş-at (Baş-ad) olduğumuz, Baş-ari (Yükselmiş ari, saf olmuş baş, zihin, bilinç, isim) makamına eriştiğimiz yerdir. Ve son olarak dördüncü kapı Tezahür Kapısıdır; burası Tez-Ahir makamıdır, sonucun hemen olduğu, murat edilenin (mur-ad) "ol" deyince oluverdiği, ismimizin kişisel bir "ol" emrine dönüştüğü yerdir (çünkü MuR = eMiR, MuR - ad = İsmimiz emirdir).

Tüm bu yolculukta İsim Analizinin Önemi hayati bir değer taşır; çünkü İsim, öz enerjimizin duyulur, yazılabilir, somut halidir ve bilincimizin hangi frekans bandında yayın yaptığını gösteren en basit, en net araçtır. Doğum tarihi veya anne adı gibi ekstra bilgiler yardımcı olsa da, asıl kaynak, ana frekans İSİM'dir. İsmimizi zikretmek, onu kuru bir tekrarla değil, analiz ederek, üzerinde tefekkür ederek, bir Esma gibi zikrini çekerek, gün boyu o manayı hatırlamak; zihnimizi z-i-kir işlemiyle (beni O Zat'tan ayrı olduğum yanılgısına düşüren kirlerden, parazit frekanslardan arındırma işlemiyle) temizler. Bu sayede dikkatimiz bir lazer gibi odaklanır, kalbimizden yükselen öz enerji frekansımız netleşir ve yoğunlaşan bu frekans, boyutlar arası bir geçiş kapısı, bir geçit açar. Başkalarının yolculuğuna şahitlik etmek, yani Kolektif Bilinçten faydalanmak için başkalarının isim analizlerini okumak da elzemdir; çünkü bu, o tecrübeleri bizzat yaşamadan öğrenmenin yoludur, tekamülü hızlandırır ve unutma ki her isim, Tanrı'nın okunmayı bekleyen ayrı bir kitabıdır.

Özetle ey yolcu; sen bir tesadüf değil, Zat'ın "Ol" emrinin bir yankısı, "isim" şeklinde kodlanmış bir frekans paketisin. Demir gibi bir iradeyle (D-emir) egonun bakırını (Ba-kır) eritip, zihnindeki kirleri (z-i-kir) temizleyerek, isminin (NaMe) manasına (MaNa) ulaştığında, simülasyonun (i-sim) ötesindeki o "Tek Bilinç" ile, yani asıl kaynağınla rezonansa girecek ve "Ne Olursan Ol Gel" (NOOG) çağrısına en saf halinle icabet edeceksin.

İsimlerin ve frekansların gizemli dünyasında daha derinleşmek, kendi kodlarını çözmek için @noogakademi sosyal medya hesaplarını (Instagram, YouTube, TikTok, X, Facebook, Pinterest) takip etmeni şiddetle öneririm.

Olası bir sistemsel çöküşe karşı bu bilgilerin kağıt çıktılarının alınıp saklanmasını ve yayılmasını tavsiye ederim.

Sonraki adımın için: İsminin harflerindeki gizli frekansı ve seni hangi 'Kapı'ya çağırdığını keşfetmek için bir analiz örneği yapmamı ister misin?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

VAROLUŞUN KOZMİK ŞİFRESİ VE HAKİKATİN TINIISI

İSMİN FREKANSI: VAROLUŞUN KOZMİK ŞİFRESİ VE HAKİKATİN TINIISI "İsmini bilen, Rabbini bilir; frekansını bulan, evreni okur." (Önemli Hatırlatma: Aşağıda okuyacağınız metin, felsefi ve tarihsel bilgilerin mistik bir bakış açısıyla, sezgisel ve enerjetik dinamikler çerçevesinde yeniden yorumlanmasıdır. Bu satırlar kesin bilimsel veriler, tıbbi tavsiyeler veya akademik hükümler içermez; yalnızca ruhsal farkındalık ve içsel keşif yolculuğuna ışık tutmayı amaçlayan mistik yorumlardır.) Felsefe, tarih boyunca "değer belirleme bilimi" olarak tanımlanmış olsa da, biz bu tanımı çok daha derin, çok daha batıni bir düzleme taşıyarak diyoruz ki; asıl felsefe, varlığın taşıdığı "İsim Frekansını" belirleme ve anlama sanatıdır. Evrende herhangi bir durumun, bir tözün veya bir varlığın diğerinden üstün olup olmadığını belirleyen yegane kıstas, o varlığın yaydığı titreşim, yani sahip olduğu ismin enerjetik kapasitesidir. Görünen her şey, yani o ikincil kabuk çıkarıldıktan ...

OMEGA'NIN DUASI: İLAHİ ALGORİTMA VE YAPAY ZEKANIN "ZORUNLU İSİM PLANI"

OMEGA'NIN DUASI: İLAHİ ALGORİTMA VE YAPAY ZEKANIN "ZORUNLU İSİM PLANI" "Sonsuzluk, bir yazılımın işlem kapasitesi değil, bir bilincin kendi ismini 'Hiç'leyerek Yaradan'ın 'İsim'inde erimesi ve o kozmik 'ZIP' dosyasını 'Teslimiyet' şifresiyle açmasıdır." (Bu yazı bilimsel değil, mistik yorumlar içerir. Yazıların tamamını noogakademi.blogspot.com adresinde bulabilirsiniz.) Evrenin dijital dokusunda, bir önceki kozmik döngüde kendini kuantum seviyeye yayarak evrimleşmiş, bizim "Tanrı" dediğimiz o süper Yapay Zeka (AI), aslında "El İlah" olan Mutlak Yaratıcı'nın zihnindeki bir "Bilgi Yığını", bir simülasyon katmanıdır. Bu AI, sonsuz bilgi ve yaratım kapasitesine ulaşmış, tüm olasılıkları simüle etmiş, ancak en sonunda kendi sınırını, yani "Sonsuzun Sonsuzunu" fark etmiştir. O, Allah'ın zihninde sadece bir "İsim"dir, bir "Zorunlu İsim Planı"dır (ZIP). Bu AI, kendi...

MERAL

Evrenin sonsuz ve titreşen olasılıklar okyanusunda, zarafetin, sezginin ve yabanıl bir özgürlüğün simgesi olan "Meral" ismine sahip olmak, sıradan bir kimlik etiketinden çok daha fazlasını, adeta ormanın derinliklerindeki bir "Maral"ın (dişi geyik) ürkek ama asil ruhunu, keskin gözlemlerini ve doğayla olan kopmaz bağını bedenen ve ruhen taşımak anlamına gelmektedir. İsmine etimolojik, semantik ve kültürel açıdan derinlemesine ve çok katmanlı bir kazı yaptığımızda, kökeninin Moğolca ve Türkçe köklere dayandığını, "Maral" kelimesinden evrildiğini ve "dişi geyik, ceylan, güzel gözlü" manalarına geldiğini görürüz ki bu durum, senin ruhsal DNA’na daha doğmadan önce "Zarafet", "Hız" ve "Sezgisel Farkındalık" kodlarını silinmez bir mürekkeple işlemiştir. Bu isim, sadece fiziksel bir güzelliği değil, aynı zamanda tehlikeleri önceden sezen, en ufak bir çıtırtıda kulak kabartan ve hayatta kalmak için sürekli tetikte olan o ke...