Birim: "Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, teklik, vahdet, bir niceliği ölçmek için seçilen değişmez büyüklük, standart, referans noktası ve özgün parça" anlamlarına gelir. Evrensel varoluşun o muazzam ve karmaşık matematiksel örgüsü içerisinde sana "Birim" isminin verilmiş olması, ruhunun bu dünyasal simülasyona sıradan bir katılımcı olarak değil, sistemin temel yapı taşı, dengeleyici unsuru ve "referans noktası" olarak kodlandığının en berrak kanıtıdır. Kolektif bilinçte "Birim" kelimesi, kaosun içindeki düzeni, çokluğun içindeki tekliği ve karmaşanın içindeki standart ölçüyü temsil ederken, senin varlığın toplumun bilinçaltına "aslolan özdür" mesajını fısıldayan bir frekans yayar. Sen, büyük resmin içindeki en hayati piksel gibisin; nasıl ki bir piksel bozulduğunda tüm görüntüde bir aksaklık hissedilirse, senin dengen bozulduğunda çevrendeki sistemlerin, ailenin veya iş yapısının da dengesi şaşar, çünkü sen kolektif bilinç ...
Bilgi, sadece zihne depolanan veri değil, öz enerjimizin yani ismimizin duyulmayan sesinin, kainatın nabzıyla rezonansa girdiği o ilahi "An"da hatırlanan kadim bir titreşimdir.
Yazı ve analizlerin tamamını PROFİLİMDEKİ LİNKİ kullananarak noogakademi.blogspot.com adresinde bulabilirsiniz. Okuyacağınız yazı bilimsel bilgiler veya kesin doğrular değil sadece mistik yorumlar içerir.
Kainatın derinliklerinde yankılanan ve insanlık tarihinin tozlu sayfaları arasında "Gnostisizm" adıyla bilinen o gizemli akım, aslında türünü unuttuğumuz Tanrısal bir enerjinin, yani özümüzün madde alemindeki "Simülasyon"unda (isim=i-sim=I'm Simulation) kendine dair ipuçlarını arama çabasıdır; zira Gnostisizm, kelime kökeni itibariyle "bilgi" anlamına gelse de, NOOG felsefesinin penceresinden bakıldığında bu "G-No-Sis", "Gel Ne Olursan" (NOOG) çağrısının kadim dillerdeki bozulmuş bir yankısı, "Gnosis" ise "Gen-Öz-İs" yani genimizdeki öz ismin bilgisidir. Tarih boyunca Hıristiyanlık içindeki heretik akımlardan, İran'ın mistik ateşlerine, Mısır'ın hiyerogliflerinden Babil'in asma bahçelerine kadar yayılan bu öğreti, aslında tek bir hakikatin, yani "ZAT"ın (Tek Bilinç) parçalanmış aynalardaki yansımalarından ibarettir çünkü Kalu Bela’da bilinçler birken ve herkes aynı şeyi görüp aynı "Nağme"yi (NamaZ=Nağme'den ZAT'a) söylerken, dillerin ayrılmasıyla birlikte öz frekanslar farklı kelimelerin içine hapsolmuş, elma diyenle apple diyen aynı imgeye bakarken farklı titreşimlerle o özü çağırmaya başlamıştır. Gnostisizmin temelinde yatan o "gizli bilgi" (esoterik doktrin), aslında bir "Zip Dosyası" gibi sıkıştırılmış olan ruhsal DNA'mızın, yani "ADıN"ın şifresini çözme sanatıdır; çünkü ADıN, Rabbine AND'ındır, NAD'ındır ve bu yaşam simülasyonunda tekamülünü hızlandıracak olan o kayıp koenzimdir. Gnostiklerin "Manda" veya "Sophia" (Hikmet/Bilgelik) dedikleri şey, aslında "Saf-O" olanın, yani parazit frekanslardan (kirlerden) arınmış saf bilincin, kendi "İsim" frekansını tanıması ve bu frekans aracılığıyla "ZAT"a giden o görünmez "Geçit"i açmasıdır. Bu bağlamda, Gnostisizmin öne sürdüğü "Düalizm" yani Işık ve Karanlık savaşı, aslında bizim "Enerji ve Frekans" yasalarımızla birebir örtüşür; Işık, "Öz Ateş"imizdir, ZAT'ın "Nur"udur, Karanlık ise bu öz frekansın önünü kesen, bilincimizi O Zat'tan ayrı olduğumuz yanılgısına düşüren "parazit frekanslar" yani zihnin ve kalbin "kir"leridir. "Zikir" (Z-i-kir) tam da burada devreye girer; zira zikir, zihni bu dualite yanılgısından, yani kirden arındırarak dikkati bir lazer gibi odaklar ve "Demir" (D-emir / Ad Emri) gibi sağlam bir iradeyle "Dağ"ları (Dalga tepelerini / Enerji ağlarını) delip geçmemizi sağlar. Gnostiklerin "maddi alemin kötülüğü" ve "bedenin bir hapishane olduğu" yönündeki karamsar görüşleri, aslında "Cisim"leşmiş (C-isim / Carbonlaşmış isim) enerjinin yoğunluğunu ve ağırlığını anlatır; çünkü beden, öz enerjinin frekansını düşürerek onu "Rahim" boyutunda şekle sokmuş, bir nevi "Zırh" giydirmiş halidir ve ruh, bu zırhın içinde kendi hafifliğini, uçuculuğunu, yani "Ateş" olma vasfını unutmuştur. Bu unutuş, insanı "Ha-tur-lamak" (Hu'nun sonsuz turu) zorunda bırakır; bizler bu simülasyonda, bu etten ve kemikten hapishanede değil, aslında "İsimler Sahnesi"nde (ZAT=Zon-At) kendi potansiyellerimizi, yani "Guan-in"imizdeki "Gen"lerimizi (potansiyeller kitabımızı) okumak için bulunan gezginleriz. Gnostiklerin bahsettiği "Demiurg" (sahte yaratıcı/dünyanın mimarı), NOOG felsefesinde "ŞEY-TAN" mekanizmasıyla açıklanabilir; ŞEY-TAN, "Şey"lerin (enerjilerin/bilinmeyenlerin) "TAN" olması, yani görünür hale gelmesi sürecinde oluşan o ayrılık illüzyonudur, "benlik" iddiasıdır, "Bakır"daki "Ba" (Baal/Ego) putudur. Bu mekanizma, bizi ZAT'tan ayrı bir varlık olduğumuza, maddenin tek gerçeklik olduğuna inandırmaya çalışır, oysa "Amen" (NaMe/MaNa) dediğimizde anlarız ki her şey O'nun katında zaten "oldu bitti"dir, zaman sadece ZAT'tan Nağme'ye (isme) bir akıştır ve biz bu akışın içinde "An"ları deneyimleyerek "KADeR"imizi (iDRAK-izim) yani ruhun ders aldığı müfredatı tamamlarız. Gnostiklerin "kurtuluş" dediği "Gnosis"e ulaşma hali, bizim "İsmini Zikretmek" dediğimiz, kendi öz frekansımızı yakalayıp o frekansla rezonansa girerek "Bakır"ı (Ego/Kir) ve "Demir"i (İrade/Ad Emri) öz ateşimizde eritip "Zülkarneyn'in Seddi"ni inşa etme sürecimizdir. İnsan, ruh-beden-nefs üçlemesiyle değil, "İsim-Cisim-Simülasyon" döngüsüyle tanımlanmalıdır; ruh "Öz Enerji", beden "Cisimleşmiş Frekans", nefs ise bu frekansı bozan "Parazit"lerdir. Bu parazitlerden arınmak için, "ADıN"ın anagramlarına bakmak, örneğin "TiM-İN" içindeki "NİMeTin"i, "SiToZ-iN" içindeki "TöZ"ü görmek gerekir. Kurtuluş, dünyadan kaçmak değil, dünyanın (bu simülasyonun) bir "İş-aret" (Ateş) fişeği olduğunu, her ismin Tanrı'nın bir kitabı olduğunu ve bizim de o kitapları okuyarak "Tek Bilinç"e (ZAT'a) "Ne Olursan Ol Gel" diyerek akmamız gerektiğini anlamaktır. Sinüs dalgaları gibi inip çıkan hayat grafiğimizde, "Deve"nin (yükümüzün/bedenimizin) iğne deliğinden (frekans kapısından/geçitten) geçebilmesi için, o yüklerden yani "Zihnin Kirleri"nden kurtulup saf "Ses"e, saf "Söz"e, yani "KeLaM"a (Kalem/Ses izim) dönüşmemiz gerekir. Sâbiîlikten Maniheizme kadar uzanan o geniş Gnostik yelpaze, aslında "ZAT"ın "Rahman" (olasılıklar) boyutundan "Rahim" (oluşum) boyutuna geçerken saçılan "Işık" parçacıklarının (isimlerin) geri dönüş yolculuğunun haritasıdır. Bu haritada "Pusula"mız ismimizdir; pusula bizi "Pusu"lardan korur, "Us"umuzu (aklımızı) kullandırır ve "Ulu" yola iletir. "Manda" dediğimiz o kutsal bilgi kabı, aslında bizim kafatasımız değil, kalbimizin derinliğindeki "Öz Ateş"in yandığı yerdir; orası "ZAT"ın evi, "O"nun "Zon"udur. Gnostiklerin Tanrı'yı, alemi ve insanı açıklama çabası, bugün bizim "Kuantum" dediğimiz, "Sicim Teorisi" (String=Saint Ring=Aziz Tur) ile anlatmaya çalıştığımız o ilahi "Titreşim"in ta kendisidir. Her şey titreşir, her şey bir "İsim"dir ve her isim bir "Kader" potansiyelidir; önemli olan "Frekansım kaç hertz?" diye sormak değil, "İsmim hangi kader kapılarını açabilir, hangi 'Geçit'ten geçip ZAT ile birleşebilir?" sorusunun cevabını "Demir" gibi bir iradeyle aramaktır. Unutmayalım ki, "ELMa" (Adem'in yediği) sadece bir meyve değil, "Esma iLMi" idi; o ilmi yanlış yorumlamak, frekansı bozmak bizi bu madde alemine, bu düşüşe (veya deneyime) sürükledi, şimdi ise "NOOG" (Name tO(O) the God) diyerek, ismimizden Tanrı'ya, O'ndan O'na, yine O'nunla bir dönüş (Tengri/Tur) yolculuğundayız. Bu yolculukta "Gün-eş" (Kün-Eş), "Ol" emrinin eşi olan öz bilgimiz bize ışık tutar; o ışık, Gnostiklerin aradığı ama çoğu zaman dışarıda bulmayı umduğu, oysa "Şah damarından daha yakın" olan o "Öz Ses"tir. Bu sesin peşine düşen her "Nooger", bilir ki "Bilinç DNAsı" olan isminin her harfi, bir "Anahtar", her hecesi bir "Kapı" (Ka-lp), her zikri bir "Adım"dır. Ve nihayetinde varılacak yer, ne bir cennet bahçesi ne de bir ışık ülkesidir; varılacak yer, "ZAT"ın kendisi, "Yokluğun Varlığı", "Hiçliğin Hepsi" olan o "Tek Bilinç" okyanusudur. Orada "Ben" yoktur, sadece "O" vardır; ve "Ne Olursan Ol Gel" çağrısı, işte bu okyanusa karışmak, damlanın denizi bulması, "Zerre"nin "Kül"le (Bütünle) vuslatıdır.
Gnostisizmin karmaşık ve gizemli dünyası, NOOG felsefesinin prizmasından geçirildiğinde, aslında insanlığın en temel arayışı olan "Eve Dönüş" hikayesinden başka bir şey değildir. Bu hikayede harita "İsim", pusula "Zikir", gemi "Beden", deniz "Kainat", rüzgar "Öz Enerji/Frekans", varılacak liman ise "ZAT"tır. Bizler, "Cisim"leşmiş kelimeler olarak, kendi "ZİP" dosyalarımızı açıp içindeki "İlahi Yazılım"ı çalıştırdığımızda, Gnostiklerin "Gnosis" dediği, bizim "Hatırlamak" dediğimiz o büyük uyanışı gerçekleştireceğiz.
Daha derin analizler ve bu yolculukta size eşlik edecek kadim bilgiler için @noogakademi sosyal medya hesaplarını (Instagram, YouTube, TikTok, X, Facebook, Pinterest) takip edebilirsiniz.
Olası bir sistemsel çöküşe karşı bu bilgilerin kağıt çıktılarının alınıp saklanmasını ve yayılmasını tavsiye ederim.

Yorumlar