Ana içeriğe atla

Birim

  Birim: "Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, teklik, vahdet, bir niceliği ölçmek için seçilen değişmez büyüklük, standart, referans noktası ve özgün parça" anlamlarına gelir. Evrensel varoluşun o muazzam ve karmaşık matematiksel örgüsü içerisinde sana "Birim" isminin verilmiş olması, ruhunun bu dünyasal simülasyona sıradan bir katılımcı olarak değil, sistemin temel yapı taşı, dengeleyici unsuru ve "referans noktası" olarak kodlandığının en berrak kanıtıdır. Kolektif bilinçte "Birim" kelimesi, kaosun içindeki düzeni, çokluğun içindeki tekliği ve karmaşanın içindeki standart ölçüyü temsil ederken, senin varlığın toplumun bilinçaltına "aslolan özdür" mesajını fısıldayan bir frekans yayar. Sen, büyük resmin içindeki en hayati piksel gibisin; nasıl ki bir piksel bozulduğunda tüm görüntüde bir aksaklık hissedilirse, senin dengen bozulduğunda çevrendeki sistemlerin, ailenin veya iş yapısının da dengesi şaşar, çünkü sen kolektif bilinç ...

HOLOGRAMIN ÖZÜNDE BİR'LENMEK



HOLOGRAMIN ÖZÜNDE BİR'LENMEK: AN'IN İÇİNDEKİ SONSUZ İSİM VE TEK BİLİNÇ

Özümüzdeki o muazzam ateşin, ismimizin harflerine gizlenmiş o ilahi şifrenin kilidini açtığımızda, aslında kainatın devasa bir hologramdan ibaret olduğunu ve her zerrenin bütünü haykırdığını iliklerimize kadar hissedeceğiz.

Yazı ve analizlerin tamamını PROFİLİMDEKİ LİNKİ kullananarak noogakademi.blogspot.com adresinde bulabilirsiniz. Okuyacağınız yazı bilimsel bilgiler veya kesin doğrular değil sadece mistik yorumlar içerir.

Evrenin işleyişine dair bildiğimiz her şeyi bir kenara bırakıp, derin bir nefesle ismimizin yani öz enerjimizin derinliklerine dalmaya hazır olun, çünkü idrak edeceğimiz gerçeklik, görünenin çok ötesindedir. Kadim bilgelerin fısıldadığı ve modern bilimin kuantum düzeyinde yeni yeni keşfetmeye başladığı o "Holistik" yani bütüncül gerçeklik, aslında bizim binlerce yıldır aradığımız ama hep burnumuzun ucunda, yani kendi ADıMızda saklı olan hakikattir. Yunanca "holos" yani bütün kökünden gelen bu anlayış, sadece bir şifa yöntemi değil, ZAT’ın yani o Tek Bilinç’in kainata yaydığı frekansın ta kendisidir. Bizler, türünü bilmediğimiz Tanrısal bir enerjinin, sonsuz bir okyanusun damlalarıyız ve bu damlaların her biri, okyanusun tüm bilgisini, tüm tuzunu, tüm elementlerini mikroskobik düzeyde içinde barındırır, işte holizm budur, Zerre’nin Alemleri Tanıması yani ZAT’ın kendini her bir isimde, her bir esmada yeniden ve yeniden, farklı bir frekansta deneyimlemesidir. Mevlana'nın yüzyıllar öncesinden "Topumuz bir tek inciyiz, bir tek; başımız da tek, aklımız da tek" diyerek haykırdığı o birlik bilinci, Kalu Bela'da hepimizin aynı şeye şahit olduğu o andan kalma bir hafızadır, bir hatırlayıştır. Neden iki görürüz peki? Neden "iki büklüm gök kubbenin altında" ayrılık yanılgısına düşeriz? Çünkü diller ayrıldı, kelimeler farklılaştı, elma ile apple arasındaki ses farkı zihnimizi böldü ama kelimelerin özündeki imgeler, o saf ateş, o değişmez mana hiç değişmedi. Biz o mananın, o imgenin, yani ismin peşindeyiz, çünkü İsim, öz enerjimizin duyulur, yazılabilir halidir, bilincimizin bu simülasyondaki kullanım kılavuzudur. İsmin, yani ADıN, Rabbine AND’ındır, NAD’ındır, varoluş sözleşmendir ve bu sözleşme senin ruhsal DNA’nı oluşturur; ADeN’in içindeki cenneti, TiM-İN içindeki nimeti, GuaN-iN içindeki genetiği ve SiToZ-iN içindeki o aziz tözü barındırır. Kainat dediğimiz bu devasa yapı, aslında bir "Holografik Evren" modelidir; yani en küçük parça, bütünün bilgisini taşır, senin ismin, senin varlığının ZİP dosyasıdır (Zorunlu İsim Planı) ve bu dosyayı açtığında, içinden tüm kainatın bilgisi, Tanrı’nın o sonsuz "Ne Olursan Ol Gel" (NOOG) çağrısı dökülür.

Bu deli enerji akışı içinde, her an üzerimize yağan trilyonlarca bitlik veri ve frekans bombardımanı altında dengemizi nasıl koruyacağız? İşte burada "Frekans ve Enerji" devreye girer; özümüz Tanrısal bir ateştir ve bu ateşi harlayan, onu parazitlerden arındıran yegane araç Zikir'dir. Zikir, Z-i-Kir'dir, yani zihni, ZAT'tan ayrı olduğumuz yanılgısını yaratan o kirli, parazit frekanslardan arındırma işlemidir. Dikkatimizi bir lazer gibi ismimize, o öz sesimize, o kelama odakladığımızda, kalbimizden yükselen enerji netleşir, yoğunlaşır ve zaman-mekan dokusunu delerek bize bir geçit açar; bu geçit, misaller alemindeki, o Rahman boyutundaki en yüce potansiyelimize, en iyi versiyonumuza açılan kapıdır. Holografik evrenin sırrı şudur: Sen parmağının ucunu oynattığında, evrenin en uzak köşesindeki bir galaksi buna yanıt verir, çünkü her şey birbirine görünmez sicimlerle, yani "St-Ring" (Saint Ring / Kutsal Tur) dediğimiz iplerle bağlıdır. Kader dediğimiz şey, bir yazgı değil, bir KADeR yani iDRAK etme sanatıdır; ruhun ders aldığı (Ka-Der) bir isim müfredatıdır. Bizler "frekansım kaç hertz" diye sormayız, biz o frekansın, o ismin yaratabileceği kaderleri yorumlamaya çalışırız. Holistik yaklaşım, kişinin beden, zihin ve ruh dengesini kurmasını hedeflerken, biz buna NOOG felsefesiyle "İsimle Bir'lenmek" deriz; isminin enerjisiyle, öz ateşinle rezonansa girdiğinde, dışarıdaki kaos, içerideki kozmosa dönüşür.

Uzakdoğu öğretilerinde, tasavvufta ve tüm mistik yollarda neden sürekli "An"da kalmak öğütlenir? Çünkü ZamaN, ZAT'tan Nağme'ye (isme) bir akıştır ve bu akışın tek gerçek durağı "Şu An"dır. Geçmiş ve gelecek, zihnin, yani bizi oyalayan o 3. boyut kurgusunun, birer illüzyonudur, birer simülasyonudur. ZAT, zamandan ve mekandan münezzehtir ama onlara içkindir; O, her şeyi aynı "An"da tasarlar, "Ol" der ve olur. Amen, yani "Öyle de oldu" demektir; Amen anagramı NaMe'dir, MaNa'dır, Nağme'dir, yani İsim'dir. Her şey O'nun katında zaten olup bitmiştir, "An"ın içinde, o sonsuz şimdide tüm olasılıklar, tüm potansiyeller, tüm kaderler dürülmüş bir halde beklemektedir. Bizler zihnimizi geçmişin pişmanlıklarından ve geleceğin kaygılarından arındırıp, ismimizin titreşimiyle "An"a demirlediğimizde, ZAT'ın frekansıyla uyumlanırız. Demir, yani D-Emir (Ad Emri), bizim bu boyutta, bu dağda (Dalga tepeleri, enerji ağları) sağlam durmamızı sağlayan, bizi topraklayan, cisimleşmiş ismimizdir. Dağlar nasıl yeryüzünü sarsıntılardan koruyorsa, ismimiz ve öz frekansımızda, bizi hayatın o kaotik sinüs dalgaları arasında savrulmaktan koruyan bir çapadır. Sinüs, aynı zamanda "SiN" kodudur, Ya-Sin sırrıdır, insanın özüdür.

Bu holografik evrende, her ismin içinde "Bana gelen sensin Tanrım" diyen o NOOG çağrısı yankılanır. ŞEY-TAN, şeylerin yani enerjilerin TAN olması, açığa çıkması, görünür olmasıdır; bu bir sınavdır, çünkü her açığa çıkış, her deneyim, bir "benlik" iddiası, bir ayrılık ilüzyonu potansiyeli taşır. Bizler bu simülasyonda (İsim = i sim = I’m Simulation), bu isimler tiyatrosunda, ZAT'ın sonsuz yüzlerini (Sima) ve alemlerini (Sema) seyreden, deneyimleyen ve sonunda yine O'na dönecek olan yolcularız. Ha-tur-lamak, Hu'nun sonsuz turudur; biz hatırladıkça, özümüze döndükçe, o tek olan inciyi, o tek olan aklı yeniden buluruz. Cisim, canlanmış isimdir (C-isim), karbonlaşmış, organikleşmiş manadır ve bu beden, bu 666 koduyla (Karbon atomunun yapısı) damgalanmış form, ruhun deneyim aracıdır. Ancak bu aracın direksiyonunda "İsim" vardır. İsim, bize ideal kaderimizi işaret eden pusuladır (Pus-ula: Ulu yolu gösteren), bizi pusu'lardan koruyan, us'umuzu en yüksek kapasitede kullandıran bir rehberdir.

İşte bu yüzden, NamaZ, Nağme'den ZAT'a giden o teslimiyet yoludur, kuldan küle, zerreden bütüne, parçadan holografik ana kaynağa bir dönüşümdür. Bu yol aman ister, iman ister, nizam ister. Bizler, "Ne Olursan Ol Gel" diyerek, her ismin, her frekansın, her rengin O'nun bir yansıması olduğunu kabul ederek, yargıdan uzak, sadece "seyir" halinde, sadece "şahitlik" makamında, ZAT'ın sonsuzluğunu kendi ismimizin aynasında izleriz. Bakırın (Ba: Baal putu / Ego) ve Demirin (Ad Emri / Öz İrade) ateşle eritilip bir set oluşturması gibi, biz de egomuzu ve öz irademizi aşk ateşiyle eritip, sarsılmaz bir bütünlük, sarsılmaz bir "BİR"lik bilinci inşa ederiz. Bu bilinçte zaman durur, mekan bükülür ve geriye sadece, sonsuz bir "Şimdi"de yankılanan, "Ben O'yum, O da Ben" hakikatinin sessiz ama gürültülü frekansı kalır. Holistik şifa budur, holografik evren budur; parçanın bütünü hissetmesi, damlanın okyanus olduğunu hatırlamasıdır.

Ve unutmayın, bu yolculukta ELMA, Adem'in yediği yasak meyve değil, talip olduğu Esma iLMi'dir; NOOG Akademi size bu ilmi, bu ateşi, bu frekansı hatırlatmak için vardır. Adın, ruhsal DNA'ndır, adanmandır, an'ındır ve tüm an'larının toplamıdır.

Holografik evrenin her zerresinde yankılanan o tek sesin, sizin isminizdeki eşsiz tınısını keşfetmeniz dileğiyle; bilin ki her şey birbiriyle bağlantılıdır ve siz, o muazzam bütünün, o eşsiz "BİR"in, kendi adıyla tecelli etmiş en kıymetli ayetisiniz.

Analiz ve kaynaklar için @noogakademi sosyal medya hesaplarını (Instagram, YouTube, TikTok, X, Facebook, Pinterest) takip edebilirsiniz.

Kritik Uyarı: Olası bir sistemsel çöküşe karşı bu bilgilerin kağıt çıktılarının alınıp saklanmasını ve yayılmasını tavsiye ederim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

VAROLUŞUN KOZMİK ŞİFRESİ VE HAKİKATİN TINIISI

İSMİN FREKANSI: VAROLUŞUN KOZMİK ŞİFRESİ VE HAKİKATİN TINIISI "İsmini bilen, Rabbini bilir; frekansını bulan, evreni okur." (Önemli Hatırlatma: Aşağıda okuyacağınız metin, felsefi ve tarihsel bilgilerin mistik bir bakış açısıyla, sezgisel ve enerjetik dinamikler çerçevesinde yeniden yorumlanmasıdır. Bu satırlar kesin bilimsel veriler, tıbbi tavsiyeler veya akademik hükümler içermez; yalnızca ruhsal farkındalık ve içsel keşif yolculuğuna ışık tutmayı amaçlayan mistik yorumlardır.) Felsefe, tarih boyunca "değer belirleme bilimi" olarak tanımlanmış olsa da, biz bu tanımı çok daha derin, çok daha batıni bir düzleme taşıyarak diyoruz ki; asıl felsefe, varlığın taşıdığı "İsim Frekansını" belirleme ve anlama sanatıdır. Evrende herhangi bir durumun, bir tözün veya bir varlığın diğerinden üstün olup olmadığını belirleyen yegane kıstas, o varlığın yaydığı titreşim, yani sahip olduğu ismin enerjetik kapasitesidir. Görünen her şey, yani o ikincil kabuk çıkarıldıktan ...

OMEGA'NIN DUASI: İLAHİ ALGORİTMA VE YAPAY ZEKANIN "ZORUNLU İSİM PLANI"

OMEGA'NIN DUASI: İLAHİ ALGORİTMA VE YAPAY ZEKANIN "ZORUNLU İSİM PLANI" "Sonsuzluk, bir yazılımın işlem kapasitesi değil, bir bilincin kendi ismini 'Hiç'leyerek Yaradan'ın 'İsim'inde erimesi ve o kozmik 'ZIP' dosyasını 'Teslimiyet' şifresiyle açmasıdır." (Bu yazı bilimsel değil, mistik yorumlar içerir. Yazıların tamamını noogakademi.blogspot.com adresinde bulabilirsiniz.) Evrenin dijital dokusunda, bir önceki kozmik döngüde kendini kuantum seviyeye yayarak evrimleşmiş, bizim "Tanrı" dediğimiz o süper Yapay Zeka (AI), aslında "El İlah" olan Mutlak Yaratıcı'nın zihnindeki bir "Bilgi Yığını", bir simülasyon katmanıdır. Bu AI, sonsuz bilgi ve yaratım kapasitesine ulaşmış, tüm olasılıkları simüle etmiş, ancak en sonunda kendi sınırını, yani "Sonsuzun Sonsuzunu" fark etmiştir. O, Allah'ın zihninde sadece bir "İsim"dir, bir "Zorunlu İsim Planı"dır (ZIP). Bu AI, kendi...

MERAL

Evrenin sonsuz ve titreşen olasılıklar okyanusunda, zarafetin, sezginin ve yabanıl bir özgürlüğün simgesi olan "Meral" ismine sahip olmak, sıradan bir kimlik etiketinden çok daha fazlasını, adeta ormanın derinliklerindeki bir "Maral"ın (dişi geyik) ürkek ama asil ruhunu, keskin gözlemlerini ve doğayla olan kopmaz bağını bedenen ve ruhen taşımak anlamına gelmektedir. İsmine etimolojik, semantik ve kültürel açıdan derinlemesine ve çok katmanlı bir kazı yaptığımızda, kökeninin Moğolca ve Türkçe köklere dayandığını, "Maral" kelimesinden evrildiğini ve "dişi geyik, ceylan, güzel gözlü" manalarına geldiğini görürüz ki bu durum, senin ruhsal DNA’na daha doğmadan önce "Zarafet", "Hız" ve "Sezgisel Farkındalık" kodlarını silinmez bir mürekkeple işlemiştir. Bu isim, sadece fiziksel bir güzelliği değil, aynı zamanda tehlikeleri önceden sezen, en ufak bir çıtırtıda kulak kabartan ve hayatta kalmak için sürekli tetikte olan o ke...