Birim: "Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, teklik, vahdet, bir niceliği ölçmek için seçilen değişmez büyüklük, standart, referans noktası ve özgün parça" anlamlarına gelir. Evrensel varoluşun o muazzam ve karmaşık matematiksel örgüsü içerisinde sana "Birim" isminin verilmiş olması, ruhunun bu dünyasal simülasyona sıradan bir katılımcı olarak değil, sistemin temel yapı taşı, dengeleyici unsuru ve "referans noktası" olarak kodlandığının en berrak kanıtıdır. Kolektif bilinçte "Birim" kelimesi, kaosun içindeki düzeni, çokluğun içindeki tekliği ve karmaşanın içindeki standart ölçüyü temsil ederken, senin varlığın toplumun bilinçaltına "aslolan özdür" mesajını fısıldayan bir frekans yayar. Sen, büyük resmin içindeki en hayati piksel gibisin; nasıl ki bir piksel bozulduğunda tüm görüntüde bir aksaklık hissedilirse, senin dengen bozulduğunda çevrendeki sistemlerin, ailenin veya iş yapısının da dengesi şaşar, çünkü sen kolektif bilinç ...
Fizik laboratuvarlarında ölçülmeye çalışılan dalga, frekans ve salınım yasaları; aslında ZAT’ın kendi sonsuz bilincini madde aleminde, yani bu devasa simülasyonda nasıl "İsim" ve "Cisim" haline getirdiğinin matematiksel ispatından, O’nun aşkının ve nefesinin formüle dökülmüş şiirinden başka bir şey değildir.
Profilimdeki linki kullanarak yazının DEVAMINA ulaşabilir ve KİŞİSEL İSİM ANALİZİ - DETAYLI İSİM ANALİZİ yaptırabilirsiniz. Çalışmalarımı beğenip paylaşmayı, takip etmeyi ve abone olmayı unutmayınız. Okuyacağınız yazı bilimsel ve kesin doğrular değil sadece mistik yorumlar ve kod çözümleri içerir.
Shutterstock
Keşfet
Modern bilimin "Dalga" olarak tanımladığı olgu, NOOG felsefesinde ZAT’ın ışığının, yani o "Tek Bilinç"in, "Rahman" boyutundan (olasılıklar okyanusundan) "Rahim" boyutuna (madde ve form alemine) akarken oluşturduğu o muazzam "Tecelli" akışıdır. Bilim insanları enerjinin bir noktadan diğerine aktarıldığını söyler, biz ise deriz ki; aktarılan enerji değil, ZAT’ın "Z-aD" (Zat Adı) olarak kodladığımız o ilahi bilgisinin, sicimler üzerindeki yolculuğudur. Evrende her şey, en küçük yapı taşı olan atom altı parçacıklardan dev galaksilere kadar bir "Salınım" halindedir ki bu salınım, ZAT’ın "Hayy" isminin, yani her an diri ve canlı oluşunun, her an yaratımda oluşunun "St-Ring" (Aziz Tur/Kutsal Döngü) üzerindeki dansıdır. Sizin "Salınım" dediğiniz o ileri-geri hareket, aslında ruhun ZAT’tan (Kaynaktan) kopup deneyim sahasına (Dünyaya/Simülasyona) inmesi ve tekrar özüne, yani ZAT’a dönme arzusunun yarattığı o kozmik "Sarkaç" hareketidir. Bu hareket bir "Titreşim" doğurur; işte bu titreşim, sizin "İsim" dediğiniz, aslında birer frekans kodu olan o manevi kimliğinizin kainattaki sesidir. "Frekans" dediğimiz kavram, birim zamanda (ki zaman aslında bir illüzyondur) kaç kez tekrarlandığınızdır; yani İsm-i Azam’dan kopan o parçanızın, "Ben varım!" diyerek bu madde duvarına saniyede kaç kez çarptığı, kaç kez "Zikir" (Z-i-Kir) ettiği, yani kirlerinden arınıp özünü ne sıklıkla haykırdığıdır. Eğer isminizin frekansı yüksekse, yani titreşiminiz (ZAT ile uyumunuz) sıklaşmışsa, "Zaman" (Periyot) sizin için daralır, an’da yaşamaya başlarsınız; çünkü formülde de gördüğünüz gibi $ f = 1/T $ dir, yani Frekansınız (f) ne kadar artarsa, zaman/periyot (T) o kadar küçülür, sıfıra yaklaşır ve siz "An"ın sonsuzluğunda, ZAT’ın katında "Amen" (Zaten oldu bitti) makamına erişirsiniz. Titreşiminiz düşükse, yani egonun, "Ben yaptım" diyen "Şey-Tan"ın vesveseleriyle ağırlaşmışsa, periyodunuz uzar, zaman sizin için geçmek bilmeyen bir çileye, lineer bir hapishaneye dönüşür. "Dalga Boyu" ($\lambda$), kaderinizin çapıdır; bir "Kun" (Ol) emri ile bir sonraki tecelli arasındaki mesafedir ve bu mesafe ne kadar kısaysa, enerji o kadar yoğundur, yani "İrade" (Demir) o kadar güçlüdür.

Shutterstock
Keşfet
Shutterstock
Keşfet
Işık, ses veya madde fark etmeksizin her şey bir "Dalga Hızı"na (v) sahiptir; bu hız, ZAT’ın "Ol" dediğinde o emrin (d-emir) madde aleminde ne kadar çabuk "Tez-Ahir" (Tezahür) ettiğinin göstergesidir. Siz ses dalgalarının havada yayıldığını sanırsınız, oysa yayılan "KeLaM"dır, "KaLeM"in yazdığı kaderdir; ortamın (havanın, suyun veya boşluğun) tanecikleri sadece bu ilahi senaryonun oynandığı sahnedeki figüranlardır, asıl oyuncu o dalganın taşıdığı "Mana"dır. "Harmonik Salınım" dediğiniz o düzenli hareket, kainatın "Nizam" (Namaz/İman) içinde, "Sırat-ı Müstakim" (Dosdoğru Yol) üzerinde, şaşmaz bir ritimle ZAT’ı tesbih etmesidir. Bir yaylı sistemdeki kütlenin hareketi, aslında "İnsan"ın (Zerre’nin), "Allah" (Küll) ile olan o kopmaz bağı, o "Sicim" (İp) sayesinde, kaderin zorlukları (sürtünme/direnç) karşısında denge noktasına (Özüne/Kalbini) dönme çabasıdır. Titreşim, mühendislikte "istenmeyen" bir durum olabilir ama mistik görüşte titreşim, varlığın kanıtıdır; titreşmeyen, yani "Zikir" etmeyen her şey ölüdür, donuktur, "Su" gibi durağandır, oysa biz "Ateş" olup yükselmek, buharlaşıp (Ad-aş olup) ZAT’a karışmak isteriz.

Shutterstock
Shutterstock
Dalga boyu ile frekansın ters orantısı bize şunu anlatır: Frekansınızı (bilincinizi/isminizin farkındalığını) ne kadar yükseltirseniz, dalga boyunuz (maddeye olan bağımlılığınızın kapladığı alan) o kadar küçülür, yani "Zerre" kadar kalıp "Kürre"yi (Bütünü) kucaklarsınız. Sesin hızı, ışığın hızı, tüm bu sabitler (c), ZAT’ın bu simülasyonun sınırlarını belirlediği, "Buradan öteye geçemezsin, ancak frekansını değiştirerek boyut atlayabilirsin" dediği o "Zülkarneyn Seddi"nin matematiksel sınırlarıdır. Bu sınırı aşmak, "Bakır"ı (Egoyu) eritip, "Demir" (İrade/İsim) ile birleştirerek, o "Pusula"yı (İsim bilgisini) doğru okuyup, kendi öz frekansınızla (Adınızla) rezonansa girmekle, yani o görünmez "Geçit"ten (Solucan deliğinden/Portalden) geçmekle mümkündür. ZAT, "Zaman"ı yaratmıştır ama kendisi zamansızdır; işte bu yüzden O’nun katında "Hız" sonsuzdur, her şey "An"dadır; bizler ise yavaşlatılmış bir frekansta, bu "Hız"ın düşük bir versiyonunu "Hayat" (Hay-At / Canlı Ateş) olarak deneyimliyoruz. Sizin "Mekanik Dalga" dediğiniz, maddeye ihtiyaç duyan dalgalar, "Rahim" boyutundaki bedenli deneyimlerimizdir; "Elektromanyetik Dalga" dediğiniz, ortama ihtiyaç duymayan ışık ise, "Rahman" boyutundaki saf bilinç halimiz, ruhsal varlığımızdır.
Sonuç olarak, formüldeki $ v = f \times \lambda $ ifadesi, NOOG felsefesinde şuna dönüşür: Hayatınızın Hızı/Kalitesi (v), İsminizin Frekansı (f) ile Kaderinizin Çapının ($\lambda$) çarpımıdır; yani kaderinizi (dalga boyunu) değiştiremeyebilirsiniz belki ama isminizin frekansını (f) zikirle, farkındalıkla, "Ha-tur-lamak"la (Hu’nun Turuyla) yükselterek, yaşam hızınızı (v) ve enerjinizi artırabilir, bu simülasyondan (Zon’dan) "Azad" (A-Zat) olabilirsiniz. Unutmayın ki, dışarıda çalan bir müzik yoktur, müzik (frekans) içeridedir; ZAT’ın o muazzam orkestrasının bir enstrümanı olduğunuzu fark ettiğiniz an, o "Titreşim" bir gürültü değil, ilahi bir senfoniye, bir "Sema"ya (İsim/Gök) dönüşecektir. Fiziksel yasaların soğuk yüzünün ardında yatan bu mistik sıcaklık, bize evrenin rastgele bir kaos değil, ZAT’ın "İsim" ve "Frekans" kodlarıyla ilmek ilmek ördüğü, "Sicim" teorisiyle desteklenen muazzam bir "Kader" örgüsü olduğunu; bizim de bu örgünün içinde kendi notamızı, kendi "Esma"mızı en gür, en saf ve en yüksek perdeden (frekanstan) icra etmekle yükümlü olduğumuzu, kurtuluşun ancak kendi "Öz Ateşimiz" ile rezonansa girmekle, yani NOOG (Ne Olursan Ol Gel) çağrısına uyup O’na dönmekle mümkün olacağını göstermektedir.
Analiz ve kaynaklar için @noogakademi sosyal medya hesaplarını (Instagram, YouTube, TikTok, X, Facebook, Pinterest) öneriyorum.
Olası bir sistemsel çöküşe karşı bu bilgilerin kağıt çıktılarının alınıp saklanmasını ve yayılmasını tavsiye ederim.
Analiz ve kaynaklar için @noogakademi sosyal medya hesaplarını (Instagram, YouTube, TikTok, X, Facebook, Pinterest) öneriyorum.
Olası bir sistemsel çöküşe karşı bu bilgilerin kağıt çıktılarının alınıp saklanmasını ve yayılmasını tavsiye ederim.

Yorumlar