“Eğer hafızamız bizi hayatta tutmak için evrimleşmiş kusursuz bir savunma mekanizmasıysa, geçmişin acılarını zihninden tamamen "silmeyi" başaran biri, gelecekteki benzer tehlikelere karşı ruhsal bilgeliğini nasıl koruyabilir; yoksa gerçek uyanış, travmayı kimliğimizin bir diktatörü olmaktan çıkarıp, ona ruhumuzun arşivinde sadece yaşlı bir 'misafir' statüsü vermek midir?” İsimlerimizin sadece harf dizilimi olmadığını bu soruyu Maria ismi üzerinden cevaplayarak göstermeye çalışacağız, HAYdi başlayalım! Biliyor muydunuz; nörobilimsel araştırmalar, beynimizin bir anıyı her hatırladığında onu olduğu gibi raftan almadığını, o anıyı o anki duygusal durumumuzla adeta yeniden inşa edip tekrar kaydettiğini, yani hafızanın sabit bir taş değil, sürekli şekillenen bir kil olduğunu kanıtlamıştır. Aynı zamanda Antik Yunan mitolojisinde ruhlar yeraltı dünyasına indiklerinde iki nehirden biriyle karşılaşırdı: Bilgeliğin kaynağı olan Mnemosyne (Hafıza) nehri ve ruhsal bir ölüme, hiçli...
“Gerçek şifa, bizi kıran o "kötü" deneyimleri hafızamızdan silmeye çalışmakta mı yatar, yoksa ruhumuzun asıl dayanıklılığını bulabilmek için o karanlık deneyimlerin üzerine bilinçli bir kabul inşaa etmekte mi?” İsimlerimizin sadece harf dizilimi olmadığını bu soruyu Ardacan ismi üzerinden cevaplayarak göstermeye çalışacağız, HAYdi başlayalım! Psikanalizin kurucularından Carl Gustav Jung'un ifade ettiği gibi, dalları cennete uzanmak isteyen bir ağacın kökleri mutlaka cehenneme kadar inmelidir. Japonların kırık çömlekleri altın tozuyla birleştirdikleri kadim Kintsugi sanatında da olduğu gibi, bir nesnenin taşıdığı en değerli şey aslında onun başarıyla onarılmış yaralarıdır. YARALARIN ALTINLA DOKUNMUŞ BİLGELİĞİ VE RUHUN DİRENÇ MİMARİSİ Bu yazı, insan ruhunun karşılaştığı en derin çıkmazlardan birini aydınlatmayı amaçlamaktadır. Acı dolu anılarımızı zihnimizin dehlizlerine hapsedip unutmaya çalışmak mı bizi özgürleştirir, yoksa bu karanlık tuğlaları alıp kendimize yıkılmaz bi...