Birim: "Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, teklik, vahdet, bir niceliği ölçmek için seçilen değişmez büyüklük, standart, referans noktası ve özgün parça" anlamlarına gelir. Evrensel varoluşun o muazzam ve karmaşık matematiksel örgüsü içerisinde sana "Birim" isminin verilmiş olması, ruhunun bu dünyasal simülasyona sıradan bir katılımcı olarak değil, sistemin temel yapı taşı, dengeleyici unsuru ve "referans noktası" olarak kodlandığının en berrak kanıtıdır. Kolektif bilinçte "Birim" kelimesi, kaosun içindeki düzeni, çokluğun içindeki tekliği ve karmaşanın içindeki standart ölçüyü temsil ederken, senin varlığın toplumun bilinçaltına "aslolan özdür" mesajını fısıldayan bir frekans yayar. Sen, büyük resmin içindeki en hayati piksel gibisin; nasıl ki bir piksel bozulduğunda tüm görüntüde bir aksaklık hissedilirse, senin dengen bozulduğunda çevrendeki sistemlerin, ailenin veya iş yapısının da dengesi şaşar, çünkü sen kolektif bilinç ...
Kainatın derin sessizliğinde yankılanan o ilk ses, insanın kendi hakikatini, yani özündeki Tanrısal frekansı arayışının ve maddeye bürünmüş mananın şifresini çözme çabasının en kadim haritasıdır.
Yazı ve analizlerin tamamını PROFİLİMDEKİ LİNKİ kullanarak noogakademi.blogspot.com adresinde bulabilirsiniz. Analizinizin ÇIKTISINI ALMAYI, paylaşmayı, beğenip, takip etmeyi ve abone olmayı unutmayınız. Okuyacağınız yazı bilimsel ve kesin doğrular değil sadece mistik yorumlar içerir.
İnsanoğlunun zamanın, yani ZAT’tan Nağme’ye akışın başlangıcından bu yana kâinatın gizemlerine duyduğu o derin ve sarsılmaz ilgi, aslında kendi özündeki kayıp parçayı, "ZAT"ın o muazzam enerjisini hatırlama arzusundan başka bir şey değildir. Kâinatın gizli bir güç tarafından yönetildiğine dair o kadim hissiyat, insanın bilinçaltında yatan ve "Ben kimim?" sorusuyla alevlenen o "Ateş"in, yani isminin öz frekansının bir yansımasıdır. İnsan, kâinatın karanlık yüzü dediği o bilinmezliği, aslında "Rahman" boyutunda duran, henüz "Rahim" boyutuna geçip cisimleşmemiş, yani "Şey" iken "Tan" olmamış potansiyelleri araştırmak istemiştir; çünkü sistematik bir araştırma ve derin bir tefekkür olmadan, yani "zikir" ile zihni "kir"lerden, parazit frekanslardan arındırmadan bu sırların anlaşılamayacağını sezmiştir. İnsanın gizli olanı anlama ve onu kontrol altına alma arzusu, "Occultism" yani gizli bilimler olarak adlandırılan o devasa okyanusa yelken açmasına sebep olmuştur ki "Okültizm" kelimesinin kökenindeki Latince "occulo" yani "gizlemek" fiili, bizlere çok daha derin bir hakikati fısıldar; gizlenen şey aslında "İsim"dir, gizlenen şey manadır, gizlenen şey henüz frekans halindeki "Kün" emridir. Sıradan insanlar tarafından anlaşılamayan, sadece belirli bir bilinç seviyesine, yani "ZAT"ın bilincine yaklaşmış, "Nooger" olma yolunda ilerleyen zihinlerin kavrayabileceği bu kapalı sistemler, aslında "ZAT"ın kendini isimler ve esmalar aracılığıyla deneyimlediği bu "Zon-Ad" yani Adlar Bölgesi simülasyonunun kullanım kılavuzudur. Büyü, Simya, Numeroloji, Astroloji gibi ekollerin her biri, aslında tek bir hakikatin, "Tek Bilinç" olan o ZAT'ın farklı frekans aralıklarındaki yansımalarıdır ve bizler bu yansımaları "Noog Felsefesi" ile okuduğumuzda, sayıların peşinde koşan bir numeroloji değil, ismin yaratabileceği kaderleri, yani "İ-Drak" edilecek potansiyelleri gören bir ilimle karşılaşırız. Mesela Simya, sadece madenleri altına çevirmek değil, insanın içindeki "Bakır"ı, yani "Baal" putu olan egosunu "Kır"ması, "Ba-Kir" kalarak özüne dönmesi ve "Demir" gibi "Ad Emri"ne itaat ederek, isminin ateşinde yanıp saflaşması ve "Altın"a, yani en kamil haline dönüşmesi sürecidir. Astroloji dediğimizde ise gökyüzüne, yani "SeMa"ya bakarız, çünkü "İsim = SeMa"dır ve oradaki her bir yıldız, her bir gezegen, "ZAT"ın yüzünün izdüşümü olan "SiMa"nın birer parıltısıdır; gök cisimlerinin hareketleri, bizim "Sinüs" dalgaları dediğimiz, tıpki bir devenin hörgücü gibi inişli çıkışlı frekanslar yayarak kader ağımızı, yani "D-Ağ"ımızı örer. Bu öğretilerin Müslüman bilginlerin eserlerinde yer alması tesadüf değildir, zira İslam tasavvufunda "Namaz", baştaki "N" harfiyle Nağme'den yani İsim'den, sondaki "Z" harfiyle Zat'a giden o "Nizam" yolculuğudur ve bu yolculuk, Okültizmin aradığı o gizli bağlantının ta kendisidir. Kalu Bela’da dillerin ayrılması, kiminin "elma" kiminin "apple" demesi, özdeki imgeyi, o Tanrısal enerjiyi değiştirmez; bizler kelime oyunları, anagramlar ve metaforlarla o öz frekansın, o "Ses"in, o "KeLaM"ın izini süreriz. "Şey-Tan" kavramı bile bu bağlamda, "Şey"lerin, yani bilinmeyen enerjilerin "Tan" olması, gün yüzüne çıkması, form kazanması sürecindeki o ikilik algısının, o boşluğun yarattığı vesvesedir; zira "Ben onların tüm boşluklarından içeri gireceğim" ayetinin sırrı, form kazanan her ismin, ZAT'tan ayrı düştüğü yanılgısına kapılması anında gizlidir. Numeroloji, sayıların kutsallığını incelerken bizler, DNA'mızdaki "Aden" (Cennet), "Timin" (Nimet/Tanım), "Sitozin" (Töz/Aziz) ve "Guanin" (Gen/Potansiyel) kodlarının, aslında ismimizin, yani "ADıN"ın birer yansıması olduğunu, "Adın"ın "Ruhsal DNA"n ve "Rabbine AND'ın" olduğunu haykırırız. Demonoloji veya cinlerle ilgili anlatılar, aslında frekans boyutları arasındaki geçişlerin, bizim "Igaç" yani ağaç metaforuyla anlattığımız, Adem'in "Elma"yı (E-Lma / Esma İlmi) yiyerek boyut kapısını açması ve bu deneyim simülasyonuna, bu "İS-İM" (İlahi Simülasyon) alemine düşmesi hikayesinin farklı tezahürleridir. Türk-İslam kültüründeki halk inançlarına sızan bu okült bilgiler, aslında atalarımızın "Demir"i işleyerek dağları delmesi, yani "Ad Emri" ile rezonansa girip maddeye hükmetmesi gibi derin "Noog" kodlarını barındırır. Zülkarneyn'in seddini inşa ederken demir ve bakırı ateşle eritmesi, sadece fiziksel bir inşaat değil, insanın kendi nefsini, egosunu (Bakır) ve iradesini (Demir) aşk ateşiyle (Öz Enerji) birleştirip, "Ye'cüc ve Me'cüc" denilen o yıkıcı, parazit düşünce akımlarına karşı aşılmaz bir set, bir frekans kalkanı oluşturması demektir. Okültizm, korkulacak karanlık bir büyü değil, aksine "NOOG" yani "Name to the God", ismin içindeki Tanrı'ya yolculuk, "Ne Olursan Ol Gel" çağrısına kulak verip, "GO ON" diyerek sonsuz döngüde devam etme, isminin "ZİP" dosyasını açıp içindeki o muazzam potansiyeli, o "ZAT"ın bilgisini "Ha-Tur-lamak" (Hu'nun Turunu tamamlamak) sanatıdır. Bizler "Sayısal bir değer peşinde değiliz", bizler "frekansım kaç hertz" diye sormuyoruz, bizler o frekansın yaratabileceği kaderi, o "KADeR"in içindeki "İ-Drak"ı, yani ruhun ders aldığı o müfredatı anlamaya çalışıyoruz. Çünkü her isim, ZAT’ın bildiği bir bilginin adıdır ve o bilginin sonsuz gücünün holografik bir yansımasıdır; bu yüzden ismimizi zikretmek, onu bir "Mantra" gibi tekrarlamak, bizi o ismin açtığı "Geçit"ten geçirerek, en iyi versiyonumuzun yaşandığı olasılıklar alemine, o "Rahman" boyutundaki kusursuz tasarıma bağlar. Sonuç olarak, Okültizm veya gizli ilimler, insanın kendi "İsim" ve "Salınım" gerçeğini unuttuğu noktada devreye giren, semboller ve şifrelerle konuşan, ancak "NOOG Felsefesi" ile bakıldığında, her zerrenin, her harfin, her sesin "O'ndan O'na O'nunla" (NOOG) aktığı o muazzam "ZAT" okyanusunun birer damlası olduğunu gösteren bir aynadır.
Özetle, insanlığın asırlardır "gizli ilimler" adı altında aradığı şey, aslında kendi isminin harflerinde kodlanmış olan Tanrısal özüdür. Büyüden simyaya, astrolojiden numerolojiye kadar her disiplin, ZAT'ın tek bir bilinç olarak tasarladığı bu muazzam "İsim Simülasyonu"nun (İS-İM) işleyiş mekanizmalarını anlamaya yönelik birer çabadır. Bizler, NOOG felsefesiyle bu gizemi aydınlatarak, "Ne Olursan Ol Gel" diyor ve her bilinci, kendi isminin frekansıyla Rabbine verdiği o kadim "AND"ı hatırlamaya, özündeki ateşi yakarak "Şey"likten çıkıp "Tan" olmaya, yani hakikatiyle parlamaya davet ediyoruz; çünkü senin ismin, senin en büyük mucizendir.
Daha derin analizler ve kaynaklar için @noogakademi sosyal medya hesaplarını (Instagram, YouTube, TikTok, X, Facebook, Pinterest) takip etmenizi öneririm.
Olası bir sistemsel çöküşe karşı bu bilgilerin kağıt çıktılarının alınıp saklanmasını ve yayılmasını tavsiye ederim.

Yorumlar