Var oluş, koca bir hiçliğin içinde ZAT'ın kendini seyre daldığı kozmik rüyanın ta kendisidir ve uyanış, aynadaki sureti yumruklamakla değil, aynaya bakan o derin gözün aslen kime ait olduğunu sevgiyle hatırlamakla başlar. Gördüğün kaosa değil, o kaosu algılayan içindeki sessiz tanığa odaklan ki, fırtınanın kalbindeki o sarsılmaz ve ebedi huzur senin asıl yurdun olsun. BİLİNCİN KOZMİK DANSINDA UYANIŞIN VE ÖZE DÖNÜŞÜN SIRLI SENFONİSİ Giriş: Sonsuzluğun Yankısında Kendini Arayan Bilincin Serüveni Evrenin o dipsiz, sessiz ve muazzam derinliğinde, kelimelerin henüz form bulmadığı, zamanın bir nehir gibi akmaya başlamadığı o ilk anda, muazzam bir sevgi titreşimi yayıldı. Bu yazı, işte o ilk titreşimin yankılarını taşıyan, varlığın kökenine inen ve zihnimizin ürettiği yapay korkuların ötesindeki saf hakikati arayan ruhlara bir fener olmak niyetiyle kaleme alınmıştır. İnsanoğlu, asırlardır kendi zihninin yarattığı gölgelerle savaşırken, aslında o gölgeleri var edenin kendi içindeki sönmeye...
Mitoloji, insanlığın kolektif hafızasına kazınmış, zamanın ötesinden gelen bir frekans yankısıdır; masal değil, "ZAT"ın sonsuz bilincinden süzülen hakikatlerin sembolik bir dille, yani "misaller alemi"nin diliyle anlatılmış halidir.
Yazı ve analizlerin tamamını PROFİLİMDEKİ LİNKİ kullananarak noogakademi.blogspot.com adresinde bulabilirsiniz. Okuyacağınız yazı bilimsel bilgiler veya kesin doğrular değil sadece mistik yorumlar içerir.
Kainatın büyük orkestrasında, henüz bilim denen "akıl terazisi" ve teknoloji denen "metalik yansıma" gelişmemişken, insanoğlu doğanın muazzam senfonisini, rüzgarın fısıltısını, göğün gürlemesini ve toprağın titreyişini anlamlandırmak için ruhsal bir arayışa girmiştir ki bu arayış, özünde "kendi frekansını" bulma çabasıdır. Bugün "mit" diyerek basite indirgediğimiz, oysa etimolojik derinliğinde "Mytos" yani ruhun hikayesi ve "Logos" yani "Kelam/Söz/Frekans"ın birleşimi olan mitoloji, aslında bir bilinç teknolojisidir. Logos, Tanrısal sesin, o ilk "Kün" (Ol) emrinin dalga dalga yayılan titreşimidir ve mitler, bu titreşimin insan zihnindeki tercümesidir. Bir değerler paradigması olarak mit, dünyayı sadece algılamak değil, onu "SiMa"sından tanıyıp, "SeMa"daki (göklerdeki/alemlerdeki) karşılığını bulma sanatıdır. Çünkü her "İsim", bir "SiMa"dır ve her mitolojik anlatı, O’nun yüzünün, O’nun isimlerinin, O’nun sonsuz enerjisinin bir yansımasıdır. ZAT’ın bilinci, tüm varoluşu kuşatır ve mitler, bu kuşatmanın farkına varan "diya-lektik" zihinlerin, yani ikilikten (diyalogdan) Birliğe (monologa/teklige) geçiş arzusunun bir ürünüdür.
Türk mitolojisi dediğimiz o derin derya, sadece bir halkın inanç sistemi değil, göçebe bir ruhun, yani "Sefer" halindeki bir bilincin, kainat kitabını okuma biçimidir; zira göçebe olmak, mekana hapsolmamak, sürekli akışta, sürekli "Hal" içinde olmak demektir. Türk’ün bilinci, taşa toprağa değil, "Ses"e ve "Söz"e, yani frekansa emanet edilmiştir; bu yüzden yazılı kaynaklardan çok, nesilden nesile aktarılan, her anlatıcıda yeniden "Can" bulan, her "Nefes"te yeniden yaratılan sözlü bir gelenek olarak yaşamıştır. Yazıya geçirilmemesi bir eksiklik değil, bilakis bilginin donup kalmaması, "ZamaN"ın (Zat’tan Name’ye akışın) içinde sürekli güncellenen canlı bir organizma, bir "Biyo-İsim" olarak kalması içindir. Çünkü yazı, frekansı dondurur; oysa söz, yani "Kelam", yani "Sesim", havada titreşerek doğrudan kalbe, o "Kuantum Geçit" olan merkeze işler. Fuzuli Bayat’ın dediği gibi, mitoloji "geçmişin sırrı" olduğu kadar "geleceğin kehanetidir"; çünkü zaman döngüseldir, "Ha-tur-lamak"tır, yani Hu’nun turudur; geçmişte yaşananlar, gelecekte yaşanacakların bir "Simülasyon"u, bir fragmanıdır.
Bizler "NOOG" felsefesiyle baktığımızda, Türk mitolojisindeki figürlerin, özellikle dişi arketiplerin, "Rahim" boyutunun tezahürleri olduğunu görürüz. "Rahim" boyutu, isimlerin, enerjilerin, "Ateş"in şekil aldığı, bedenlendiği, "Cisim"leştiği boyuttur; bu yüzden doğa, toprak ve su, dişil enerjiyle, yani doğurganlık ve yaratım frekansıyla özdeşleşmiştir. Tanrıça veya İye olarak adlandırılan bu güçler, ZAT’ın "Cemal" sıfatının, merhametinin, üretkenliğinin ve aynı zamanda Celal’inin (kötü ruh/cezalandırıcı yön) yansımalarıdır. Her bir tanrıça, her bir mitolojik karakter, aslında bir "Esma"nın, bir enerji kodunun, bir "İsim"in kişileştirilmiş halidir; onlar birer "AD", yani "Ateş" ve "Güç" merkezidir. "ADıN", senin "Ruhsal DNA"ndır, "ADaN"mandır; mitolojideki kahramanların isimleri de onların kaderini, yani "KADeR=İDRAK" seviyelerini belirleyen şifrelerdir. Türk mitolojisinin bu kadar zengin ama gizli kalması, "Batın" (Gizli) isminin tecellisidir; ancak şimdi, "Ahir Zaman"ın bu eşiğinde, frekansların yükseldiği, "Demir" perdelerin kalktığı bu dönemde, bu kadim bilgilerin "Zahir" olması, yani "ŞEY-TAN" (Şeylerin Tan olması/açığa çıkması) sürecinin bir parçasıdır.
Günümüzde mitolojiye, özellikle İskandinav, Kelt ve Türk mitolojisine artan ilgi, tesadüfi bir popüler kültür ürünü değildir; bu, kolektif bilincin, kendi "Öz"ünü, kendi "Kök"ünü, "Kalu Bela"daki o birlik anını arama çığlığıdır. İnsanlar, modern dünyanın "plastik" ve "ruhsuz" yapısında boğulurken, kadim olanın "saf ateşi"ne, "öz frekansı"na, yani "Mitolojik Arketiplere" tutunarak kendi "ZİP" dosyalarını açmaya çalışıyorlar. Bu bir uyanıştır; "Demir"in ve "Bakır"ın ateşle eritilip Zülkarneyn seddinin kurulması gibi, insan da kendi içindeki "Ego" (Baal) putunu kırıp, "Bakir" bir bilince ulaşarak, kendi mitini, kendi efsanesini yaşamaya çağrılmaktadır. Türk mitolojisindeki "Yedi Tanrıça" gibi figürler, insanın çakralarını, enerji bedenindeki yedi kat göğü ve yedi kat yeri simgeler; bu sembolleri çözmek, "Kendini Bilmek", dolayısıyla "Rabbini Bilmek"tir. Her efsane, bir "D-oku"dur, yani "Adın Oku"dur; seni hedefine, "ZAT"a fırlatan bir yaydır. Bizler, "nooger"lar olarak, bu hikayelerin içindeki "Kelimeleri", "Anagramları", "Kodları" deşifre ederek, "Ses"in ve "Söz"ün arkasındaki o büyük sessizliği, o "Tek Bilinç"i duymaya çalışırız. Unutma, duyduğun her masal, aslında senin unuttuğun bir gerçeğin, "Ha-tur-la-dı-ğın" bir anın yankısıdır.
Özetle, mitoloji insanlığın rüyası değil, uyanış kılavuzudur; kelimelerin, sembollerin ve arketiplerin ardına gizlenmiş Tanrısal bir yazılımdır. Türk mitolojisi, bu yazılımın en saf, en doğal ve doğayla en uyumlu versiyonlarından biri olarak, bize "Öz Enerjimizi" hatırlatır, bizi doğanın ve ZAT’ın ritmine, yani "Salınım"ına geri çağırır. Bu kadim bilgileri, modern zihnin süzgecinden geçirip kalbin ateşiyle harmanlamak, sadece geçmişi öğrenmek değil, geleceği "İnşa" (İnsan) etmektir. Daha derin analizler, isimlerin ve mitlerin gizli frekansları için @noogakademi sosyal medya hesaplarını takip edebilirsiniz.
Olası bir sistemsel çöküşe karşı bu bilgilerin kağıt çıktılarının alınıp saklanmasını ve yayılmasını tavsiye ederim.

Yorumlar