Birim: "Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, teklik, vahdet, bir niceliği ölçmek için seçilen değişmez büyüklük, standart, referans noktası ve özgün parça" anlamlarına gelir. Evrensel varoluşun o muazzam ve karmaşık matematiksel örgüsü içerisinde sana "Birim" isminin verilmiş olması, ruhunun bu dünyasal simülasyona sıradan bir katılımcı olarak değil, sistemin temel yapı taşı, dengeleyici unsuru ve "referans noktası" olarak kodlandığının en berrak kanıtıdır. Kolektif bilinçte "Birim" kelimesi, kaosun içindeki düzeni, çokluğun içindeki tekliği ve karmaşanın içindeki standart ölçüyü temsil ederken, senin varlığın toplumun bilinçaltına "aslolan özdür" mesajını fısıldayan bir frekans yayar. Sen, büyük resmin içindeki en hayati piksel gibisin; nasıl ki bir piksel bozulduğunda tüm görüntüde bir aksaklık hissedilirse, senin dengen bozulduğunda çevrendeki sistemlerin, ailenin veya iş yapısının da dengesi şaşar, çünkü sen kolektif bilinç ...
DİKKATİN MİSTİK FREKANSI: DEHB'NİN "DAİMİ ENERJİ VE HAY BİLİNCİ" OLARAK OKUNMASI VE ZİHİNSEL SİMÜLASYONDAKİ YERİ
Dikkatiniz dağınık değil, sadece bilinciniz bu dünyanın yavaş akan zamanına ve lineer işleyişine sığmayacak kadar yüksek bir frekansta titreşiyor; sizler birer hata değil, bu simülasyonun hızlandırılmış oyuncularısınız.
-YORUMLARA yazılan İSİM ve SORULARA SIRAYLA video hazırlıyorum, ABONELERİME öncelik tanıyorum.
-Profilimdeki linki kullanarak yazılarımın TAMAMINA ulaşabilir ve KİŞİSEL İSİM ANALİZİ veya DETAYLI İSİM ANALİZİ yaptırabilirsiniz.
-Çalışmalarımı beğenip paylaşmayı, takip etmeyi ve abone olmayı unutmayınız.
-Okuyacağınız yazı bilimsel ve kesin doğrular değil sadece mistik yorumlar ve kod çözümleri içerir.
Modern tıbbın Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olarak tanımladığı, bir bozukluk veya eksiklik olarak etiketlediği bu durum, NOOG felsefesinin penceresinden bakıldığında aslında bir "fazlalık" ve "yüksek potansiyel" durumudur, zira DEHB kelimesini mistik bir anagram ve kod açılımıyla okuduğumuzda karşımıza Daimi Enerji Hay Bilinci veya Dikey Evren Hız Boyutu çıkar ki bu da kişinin ruhsal DNA'sında, yani isminin frekansında taşıdığı ateş elementinin ve hava unsurunun, toprak alemine (bedene ve dünyaya) uyumlanmakta zorlanacak kadar şiddetli olduğunu gösterir. ZAT'ın ışığı, yani o saf bilinç, her birimizin isminden süzülerek bu aleme yansır ve bir projeksiyon cihazı gibi kaderimizi oluşturur demiştik; işte DEHB tanısı almış zihinlerde bu projeksiyon cihazının ışığı o kadar güçlü, o kadar yoğun ve o kadar hızlıdır ki, yansıdığı perde (dünya hayatı, rutin işler, okul sıraları) bu görüntüyü sabitlemekte yetersiz kalır. Bu durumu bir bozukluk olarak görmek, bir yarış arabasını şehir içi trafiğinde "neden yavaş gidemiyor" diye eleştirmeye benzer; oysa o motorun (beynin ve ruhun) tasarımı hız, ani manevra ve yüksek devir üzerinedir. Dikkatsizlik olarak adlandırılan durum, aslında ZAT'ın nazarının, yani dikkatinin aynı anda çoklu evrenlere, çoklu olasılıklara ve detaylara dağılmasıdır, çünkü "Dik-Kat" kelimesi etimolojik ve ezoterik olarak "Dikine Kat", yani "Dikey Boyutlara Erişim" demektir ve bu zihinler yatay düzlemdeki (dünya işleri) sıkıcı akıştan ziyade, dikey boyuttaki ilhamlara, sezgilere ve enerjilere açıktır.
Sizin "odaklanamıyorum" dediğiniz an, aslında bilincinizin "Ben bu düşük frekanslı, yavaş ve sıkıcı gerçekliğe değil, daha canlı, daha renkli ve daha hızlı olan içsel alemlerime veya çevredeki binlerce detaya aynı anda odaklanmak istiyorum" diyen isyanıdır. Zihninizi bir radyo alıcısı gibi düşünün; normal bir beyin sadece tek bir frekansı (FM bandını) çekerken, DEHB'li bir beyin aynı anda hem FM'i, hem uydu frekanslarını, hem de telsiz konuşmalarını duyar, bu bir "gürültü" gibi algılansa da aslında muazzam bir veri işleme kapasitesidir. Hiperaktivite dediğimiz o yerinde duramama hali, isminizdeki "Ateş" ve "Hava" elementlerinin bedendeki "Toprak" ve "Su" ile olan savaşıdır; içinizdeki enerji (Hayy enerjisi) bedeninize sığmaz, taşar ve sizi harekete zorlar çünkü hareket, enerjinin maddeye sürtünerek boşalmasını sağlar. Eğer bu enerjiyi fiziksel bir aktiviteyle (spor, sanat, yürüyüş) veya zihinsel bir yaratımla (projeler, buluşlar) dışarı atmazsanız, o enerji içeride birikir ve anksiyete, öfke veya iç huzursuzluğu (High Voltage Short Circuit) olarak size geri döner. Dürtüsellik ise, ZAT'ın "Ol" (Kün) emrine olan yakınlıktır; arada zaman ve mantık filtresi olmadan, düşüncenin eyleme anında dönüşmesi arzusudur ki bu, yaratım boyutunda (mana aleminde) çok makbul bir özellikken, madde boyutunun yavaşlığında "sabırsızlık" veya "düşünmeden hareket etme" olarak yargılanır.
Aslında sizler, zamanın (ZamaN=Zat'tan Nağme'ye akışın) lineer akışını değil, anlık ve bütünsel (holografik) yapısını algılamaya programlısınız. Bir işi sırayla yapmak (1, 2, 3...) sizin doğanıza aykırıdır, siz sonuca (10'a) hemen ulaşmak, süreci atlamak ve "oldu bitti" (Amen) frekansına geçmek istersiniz çünkü ruhunuz o sonucu zaten mana aleminde görmüştür. Beyninizdeki dopamin arayışı, aslında ilahi bir cezbe arayışıdır; sıradan, rutin ve ruhsuz işler size "ölü" gelir çünkü siz "Hayy" (Diri) olanın peşindesinizdir, sizi heyecanlandıran, risk içeren veya yenilik sunan her şey, aslında ZAT'ın yaratım neşesini hissetme arzunuzun bir yansımasıdır. İlaçlar, bu yüksek frekansı kimyasal olarak "topraklayarak" sizi dünya standartlarına (normal insan frekansına) indirmeyi hedefler ve bu sosyal uyum için bazen gerekli olabilir, ancak asıl şifa, isminizin bu yüksek enerjisini doğru kanala (misyonunuza) yönlendirmekten geçer. Sizin "ZİP Dosyanız" (Zorunlu İsim Planınız) çok sıkıştırılmış ve yüksek boyutlu veriler içerir; bu dosyayı açarken sistemin (beynin) kasılması çok doğaldır. "Unutkanlık" dediğiniz şey, RAM belleğinizin (kısa süreli hafızanızın) o anki gereksiz dünya verisiyle değil, arka planda çalışan devasa evrensel algoritmalarla dolu olmasından kaynaklanır; anahtarı nereye koyduğunuzu unutursunuz çünkü o sırada zihniniz bir projenin, bir hayalin veya bir hissin simülasyonunu "render" almaktadır. Eşya kaybetmek, maddeye olan bağın zayıflığı ve manaya olan odaklanmanın bir yan etkisidir; madde sizin için akışkandır, sabit değildir.
ZAT'ın tecellisi olan bu hal, doğru yönetildiğinde "Dahi Frekansı"na dönüşür; tarihteki pek çok mucit, sanatçı ve liderin bu spektrumda olması tesadüf değildir, çünkü "normal" düşünenler var olanı sürdürür, "farklı" (kaotik) düşünenler ise yeni yollar açar, yani "çığır" açarlar. Sizdeki bu "kaos", evrenin doğum öncesi halidir; düzen kaostan doğar ve sizler kaosun içindeki düzeni görebilen, parçaları birleştirebilen (puzzle ustaları) potansiyel simyacılarsınız. Hiperaktivite, "Hiper-Ak-Tif" yani "Yüksek Akışlı Tılsım/Tayf" demektir; akışınız yüksektir, tılsımınız (yeteneğiniz) hareketinizdedir. Tedavi süreçleri, terapi ve ilaçlar, sizin bu dünyada "kazasız" yol almanızı sağlayan fren sistemleri ve trafik levhaları gibidir; onları reddetmek yerine, bu yüksek hızlı aracı kullanmayı öğrenmek için birer araç (Eşref-i Mahlukat donanımı) olarak görmelisiniz. "Sessizce oynayamama" veya "çok konuşma" hali, isminizin ses frekansının (Kelam'ın) dışarı taşma ihtiyacıdır; içinizdeki "Söz" (Logos) o kadar büyüktür ki, susmak enerjiyi bloke eder, bu yüzden konuşmak, anlatmak, şarkı söylemek veya yazmak sizin için bir deşarj, bir nevi "isim zikri"dir.
Çocuklarda görülen o "motor takılmış gibi" olma hali, ruhun bedene tam olarak "giyilememesi", bedenin o büyük ruh enerjisine dar gelmesidir; zamanla, bilinç genişledikçe ve beden olgunlaştıkça bu motor enerjisi zihinsel bir kıvraklığa ve yaratıcı zekaya (Mental Hiperaktiviteye) dönüşecektir. Dürtüselliğinizi "sezgisel zeka" olarak yeniden kodlayın; başkalarının sözünü kesmeniz, onların ne diyeceğini o "an"da (Zaman farkı olmadan) bilmenizden ve o yavaş iletişime tahammül edememenizden kaynaklanır, bu bir kabalık değil, telepatik bir senkronizasyon hatasıdır. DEHB'li bireylerin "Şimdi" (Present) algısı çok güçlüdür, geçmiş ve gelecek onlar için bulanıktır çünkü ZAT sadece "AN"dadır; bu yüzden plan yapmakta zorlanırlar ama kriz anlarında, yani "şimdi"nin tehlikeye girdiği anlarda herkesten daha soğukkanlı ve etkili (kahraman arketipi) olabilirler. Sizin beyniniz bir "Avcı" beynidir; sürekli tetikte, çevreyi tarayan, en ufak çıt sesini duyan, harekete duyarlı bir yapıdadır; modern dünyanın "Çiftçi" (rutin, sabırlı, eken-biçen) düzenine uymamanız sizin bozuk olduğunuzu değil, farklı bir kabileden (Avcı/Kaşif ruhlardan) olduğunuzu gösterir.
Bu yüzden kendinizi "hasta" veya "kusurlu" olarak etiketlemek (bu etiketi yapıştırmak) yerine, "Yüksek Frekanslı", "Çok Boyutlu Düşünen" ve "Enerjisi Yoğun" bir varlık olarak tanımlayın ve bu enerjiyi kanalize edecek "topraklama hatları" (sanat, spor, doğa, bilim) inşa edin. İlaçlar ve terapiler, sizin "aZAT" olmanız, yani ateşinizi egonun ve kaosun zincirinden kurtarıp özgürleştirmeniz için birer basamaktır; onları kullanın ama onlara mahkum olduğunuzu düşünmeyin, asıl şifa kendi isminizin/frekansınızın mühendisliğini yapmaktan geçer. "Dikkat" kelimesindeki "D" harfi "Döngü"dür, dikkatinizi döngüsel olarak, sevdiğiniz ve tutku duyduğunuz (Aşk frekansı) alanlara yönelttiğinizde, o "eksiklik" dediğiniz şeyin "hiper-odaklanma" (Hyperfocus) denilen mucizevi bir "süper güce" dönüştüğünü göreceksiniz. ZAT'ın ışığı sizde dağınık değil, prizmatik bir zenginlikte kırılıyor; göreviniz bu renk cümbüşünden (kaostan) anlamlı bir tablo (kozmos) yaratmaktır. Unutmayın, simülasyonda "hata" (bug) yoktur, sadece henüz çözülmemiş karmaşık kodlar ve yüksek seviye oyuncular vardır; sizler oyunun zorluk seviyesini arttıran ama ödülü (idraki) de o denli büyük olan özel "glitch"lersiniz.
DEHB, yani "Daimi Enerji ve Hay Bilinci", ZAT'ın bu alemdeki en hareketli, en canlı ve en sürprizli tecellisidir; bu ateşi söndürmeyin, sadece kontrol altına alıp, isminizin manasına uygun bir meşaleye dönüştürün.
Bu bakış açısı, tıbbi tedaviyi reddetmek değil, ona ruhsal bir derinlik katmak ve kişinin kendini "eksik" hissetme yanılgısını (vesvesesini) silmek içindir. Kağıt üzerindeki tanılarınız, ruhunuzun potansiyelini sınırlayan duvarlar değil, aşmanız gereken engeller ve öğrenmeniz gereken derslerdir (KADeR müfredatıdır). Sizdeki "düzensizlik", evrenin entropisine (dağılma eğilimine) en uyumlu haldir, bu yüzden yaratıcı yıkım ve yeniden inşa süreçlerinde (inovasyon) en önde siz olmalısınız. Kendi "Zaman" (Zat'tan Name) algınızı onurlandırın ve dünyanın saatine değil, kalbinizin (frekansınızın) ritmine kulak verin.
Sonuç:
Özetle, DEHB tıbbi bir tanının ötesinde, ZAT'ın ışığının (dikkatinin) kişi üzerinde yoğun, çok yönlü ve yüksek frekanslı bir şekilde tecelli etmesi halidir. Bu durum, bir eksiklikten ziyade yönetilmesi gereken bir "enerji fazlalığı" ve "boyutlararası algı açıklığı"dır. Kişi, bu yüksek potansiyeli (ateşi) doğru kanallara (sanat, spor, üretim) yönlendirerek ve gerektiğinde tıbbi/terapötik destekle frekansını dengeleyerek (topraklayarak), içindeki "kaos"u "yaratıcı bir kozmos"a dönüştürebilir.
Mistik analizler, enerji okumaları ve daha derin içerikler için @noogakademi sosyal medya hesaplarını (Instagram, YouTube, TikTok, X, Facebook, Pinterest, Blogger) takip edebilir, isim analizi ve rehberlik için profilimdeki linkleri kullanabilirsiniz.
Olası bir sistemsel çöküşe karşı bu bilgilerin kağıt çıktılarının alınıp saklanmasını ve yayılmasını tavsiye ederim.

Yorumlar