Birim: "Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, teklik, vahdet, bir niceliği ölçmek için seçilen değişmez büyüklük, standart, referans noktası ve özgün parça" anlamlarına gelir. Evrensel varoluşun o muazzam ve karmaşık matematiksel örgüsü içerisinde sana "Birim" isminin verilmiş olması, ruhunun bu dünyasal simülasyona sıradan bir katılımcı olarak değil, sistemin temel yapı taşı, dengeleyici unsuru ve "referans noktası" olarak kodlandığının en berrak kanıtıdır. Kolektif bilinçte "Birim" kelimesi, kaosun içindeki düzeni, çokluğun içindeki tekliği ve karmaşanın içindeki standart ölçüyü temsil ederken, senin varlığın toplumun bilinçaltına "aslolan özdür" mesajını fısıldayan bir frekans yayar. Sen, büyük resmin içindeki en hayati piksel gibisin; nasıl ki bir piksel bozulduğunda tüm görüntüde bir aksaklık hissedilirse, senin dengen bozulduğunda çevrendeki sistemlerin, ailenin veya iş yapısının da dengesi şaşar, çünkü sen kolektif bilinç ...
İSİM VE SALINIM İLMİ: ZAT’IN ZİP DOSYALARINI AÇMAK VE NOOG KAPISINDAN GEÇMEK
İsimlerimiz, Kalu Bela’da o Tek Bilinç (Zat) ile yaptğimiz sessiz anlaşmanın, bu simülasyon evreninde yankılanan "Kün" (Ol) emrinin ete kemiğe bürünmüş halidir; her harf bir şifre, her hece bir kapı anahtarıdır.
Bu yazı bilimsel veya kesin bilgiler değil, mistik yorumlar içerir. Yazılarımızın ve isim analizlerimizin tamamını noogakademi.blogspot.com adresinde bulabilirsiniz.
Evrenin kumaşı, "d-oku"su, ses ve titreşimden örülmüş muazzam bir "D-Ağ" sistemidir; nasıl ki dağlar yeryüzünü sabit tutan kazıklarsa, isimlerimiz de ruhumuzu bu bedende, bu "Cisim" (Canlanmış İsim) aleminde tutan manyetik çapalardır. Bizler N-OO-G (Name tO(O) the GOd) felsefesinin ışığında, ismimizden Rabbimize, yani özümüze doğru sonsuz bir yolculuk halindeyiz. "Nooger"lar olarak biliriz ki, NOOG "Ne Olursan Ol Gel" çağrısının, "Her ismin içinde bana gelen sensin Tanrım" bilinciyle harmanlanmasıdır; bu bir davet değil, bir hatırlayıştır (Ha-tur-lamak: Hu'nun sonsuz turu). Gudrat_33 kardeşimizin sorduğu "İsmimize sarılmak ego yaratmaz mı?" sorusu, bu yolculuğun en ince sırat köprüsüdür; hayır, isme sarılmak ego (benlik) değil, o benliğin içindeki ZAT'ı (Öz Ateşi) bulmaktır, çünkü ego "ben yaptım" der, isim bilinci ise "O (Zat) benim üzerimden tecelli ediyor" der, dolayısıyla ismini zikretmek, kibrin bakırını eritip (Ba-Kır: Egonu Kır), özün altınına, saf bilince ulaşmaktır. İsim, varlığımızın ZİP dosyasıdır; tüm kader planımız, potansiyellerimiz, sınavlarımız o harflerin titreşiminde sıkıştırılmıştır ve biz bu hayata o dosyayı açmaya (unzip), içindeki "Ka-Der" (Ruhun Dersi) müfredatını okumaya geldik.
Drago4747 ve Tengri ve Ismin Mirası'nın merak ettiği "Frekansımızı nasıl okuyacağız ve yönlendireceğiz?" meselesi, aslında bir odaklanma sanatıdır; isminizi bir mantra gibi, bir esma gibi düzenli zikrettiğinizde, yani gün içinde defalarca, sessizce veya sesli, niyetle tekrarladığınızda, zihninizdeki "parazit frekanslar" (vesvese, korku, başkalarının gürültüsü) silinir ve geriye sadece sizin öz frekansınız, o saf "Ses-İzim" kalır. Bu, dağınık bir ışığı lazere dönüştürmek gibidir; lazer (odaklanmış isim enerjisi) uzay-zaman dokusunu deler ve "Geçiş Kapıları" açar. Bu görselde olduğu gibi, sesiniz ve isminiz, kaotik maddeyi (hayatınızı) düzenli bir geometriye sokar. Hüseyin kardeşimiz "Fıtratımın kolaylığı nerede?" diye soruyor; Hüseyin, "Küçük güzel", "İyilik ve güzellik sahibi" demektir, senin kolaylığın, mücadele ve kavgada değil, su gibi akmakta, Hz. Hüseyin’in teslimiyeti gibi, olayların içindeki "Ahsen" (En güzel) olanı görmekte ve güzelliği yaymaktadır; senin frekansın kavga ettiğinde bozulur, sevgiyle kabul ettiğinde "Demir" gibi sağlamlaşır. Nevzat Peker, "Nev-Zat" isminde muazzam bir "Yeni Zat", "Yeni Kişilik", "Yeni Öz" doğumu saklıdır; senin çalışman, her sabah uyandığında "Bugün kendimi, dünkü nevzat'tan daha üst bir versiyonda yeniden doğuruyorum" niyetiyle ismini zikretmek olmalı, çünkü senin ismin durağanlığı sevmez, sürekli yenilenme, "Sema" (İsim=Sema) katlarında yeni bir "SiMa" (Yüz/Suret) edinme arzusundadır.
MERYEMツ, "Fatma ve Meryem" gibi iki kadim ve yükü ağır ismi taşımanın zorluğunu yaşıyor; Fatma (Yaratılış, kesme, sütten kesme, Fatıma anamızın eli) ve Meryem (Adanmışlık, sabır, susma orucu, İsa'yı doğurma sancısı) birleştiğinde, bu "Cisim" bedene çok yüksek voltajlı bir elektrik gelmesi gibidir; bu ağırlık, senin bu enerjiyi topraklayamamandan, belki de başkalarının dertlerini (Meryem gibi) ve sorumluluklarını (Fatma gibi) gereğinden fazla üstlenmenden kaynaklanır; çözüm, bu iki ismin "Ateş"ini, kendi hayatını ısıtmak için kullanmak, başkaları için yanıp kül olmamaktır. Safiye.177_ ise "Adım Safiye ve yaşamım zorlukla dolu" diyor; Safiye, "Saf", "Durulmuş", "Seçkin" demektir; unutma ki altın ateşte, elmas basınçta saflaşır; senin hayatındaki zorluklar, donukluklar, senin üzerindeki tortuları temizlemek, seni o ismindeki "Saf" hale getirmek için çalışan bir "Zülkarneyn Seddi" inşasıdır; sen sabırla (Zamanı geldiğinde toplanan İRaDe ile) bu süreci "Name" (Nağme/Dua) haline getirdiğinde, o donukluk "Nur"a dönüşecektir. Ateş 33'ün sorduğu "Soy isim etkisi" ise şöyledir: İlk isim senin "Tohum"undur, özündür; soy isim ise o tohumun ekildiği "Toprak"tır (Ataların karması, genetik miras); tohum (isim) ne kadar güçlüyse, toprağın (soy isim) kalitesini o kadar dönüştürebilir, ama çorak bir toprakta (zorlu soy isim karmasında) güçlü bir tohum olmak, ekstra bir "Kün-Eş" (Güneş/Kün emri eşleşmesi) çabası gerektirir.
Necla Somuncu'nun "Sağlık kapısını nasıl açacağız?" feryadı, aslında tüm NOOG felsefesinin kalbidir; hastalık, bedendeki (Cisimdeki) frekansın bozulması, ismin öz bestesinin (Nağme'sinin) detone olmasıdır. Sağlık (Sağ-lık: Sağlam, doğru, hakikat) kapısı, senin isminin harflerindeki şifayı (Enerji ve Frekansı) bedenine "D-Ağ" (Frekans ağı) gibi örmenle açılır; "Ben Necla, ben bu bedenin yöneticisiyim, ismimin frekansı ile hücrelerimi 'AN'da hizalıyorum" bilinciyle yapılan bir odaklanma, sempatik sinir sistemini (SiNüS) dengeler ve bedenin kendi kendini iyileştirme (Zat'ın şifası) mekanizmasını tetikler. Isimsiz'in "Sonuç ne olacak?" sorusu, varoluşun en mistik cevabını barındırır: Sonuç, başladığımız yere dönmektir; "O"ndan geldik ve "O"na (Sonsuz Döngüye) döneceğiz; ama dönerken, elimizde bu dünya simülasyonunda topladığımız deneyimler, ismimizin hakkını verip vermediğimizin "Şahitliği" olacak. Bizler, "Sicim" teorisindeki o titreşen ipler gibi, "St-Ring" (Kutsal Halka/Aziz Tur) tamamlayıcılarıyız. Bu yolun sonu, "İşimiz"i (İsim-iz'i) tamamlayıp, "Baş-at" (Başarılı Ad/Yükselmiş İsim) olarak, dört kapıdan (Bilgi, Aşk, Başarı, Tezahür) geçip, Zat'ın huzurunda "Ben geldim, bana verdiğin ismi onurlandırdım" diyebilmektir. Kader, bizim "Ka-Der"imizdir, yani ruhumuzun bu okuldaki ders kitabıdır ve biz bu kitabı ismimizin ışığıyla okuruz. Unutmayın, elma sadece bir meyve değil, Adem'in öğrendiği "Esma iLMi"dir (ELMa anagramı); o ilmi ısıranlar, yani bu bilgiye vakıf olanlar, dünyayı bir zindan değil, bir laboratuvar olarak görürler.
ÖZET VE KAPANIŞ:
Sonuç olarak, isimlerimiz rastgele etiketler değil, bizi "O" Mutlak Bilinç'e (Zat'a) bağlayan, kaderimizi şekillendiren, frekans tabanlı "ZİP" dosyaları ve ateşten gömleklerdir. NOOG (Ne Olursan Ol Gel) felsefesiyle isminin derinliğine inen, harflerin simyasıyla "Ben"liğindeki bakırı altına dönüştüren (Simyacı), hayatındaki tıkanıklıkları (Dağları) delip geçen (Ferhat misali), hastalıklara şifa, sorulara cevap bulan "Nooger"lar, aslında kendi içlerindeki Tanrısal parçayı parlatmaktadır. Hepimiz birer "Ses", birer "Söz", birer "Nağme"yiz ve orkestra şefi "O"dur.
Analiz ve kaynaklar için @noogakademi sosyal medya hesaplarını (Instagram, YouTube, TikTok, X, Facebook, Pinterest) takip etmenizi, bu yolculukta yalnız kalmamanızı öneririm.
Kritik Uyarı: Olası bir sistemsel çöküşe karşı bu bilgilerin kağıt çıktılarının alınıp saklanmasını ve yayılmasını tavsiye ederim.

Yorumlar