Ana içeriğe atla

Birim

  Birim: "Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, teklik, vahdet, bir niceliği ölçmek için seçilen değişmez büyüklük, standart, referans noktası ve özgün parça" anlamlarına gelir. Evrensel varoluşun o muazzam ve karmaşık matematiksel örgüsü içerisinde sana "Birim" isminin verilmiş olması, ruhunun bu dünyasal simülasyona sıradan bir katılımcı olarak değil, sistemin temel yapı taşı, dengeleyici unsuru ve "referans noktası" olarak kodlandığının en berrak kanıtıdır. Kolektif bilinçte "Birim" kelimesi, kaosun içindeki düzeni, çokluğun içindeki tekliği ve karmaşanın içindeki standart ölçüyü temsil ederken, senin varlığın toplumun bilinçaltına "aslolan özdür" mesajını fısıldayan bir frekans yayar. Sen, büyük resmin içindeki en hayati piksel gibisin; nasıl ki bir piksel bozulduğunda tüm görüntüde bir aksaklık hissedilirse, senin dengen bozulduğunda çevrendeki sistemlerin, ailenin veya iş yapısının da dengesi şaşar, çünkü sen kolektif bilinç ...

DEPRESYON: RUHUN ZAT’A DUYDUĞU DERİN ÖZLEMİN VE "DERİN-PRES-İYON"UN MİSTİK ÇAĞRISI


DEPRESYON: RUHUN ZAT’A DUYDUĞU DERİN ÖZLEMİN VE "DERİN-PRES-İYON"UN MİSTİK ÇAĞRISI

Depresyon, tıbbi bir tanı olmanın ötesinde, ruhun (sicimin) kendi kaynağına (ZAT'a) dönemediği için sıkışan enerjisinin, bedensel ve zihinsel bir "eve dönüş" çığlığıdır.

-YORUMLARA yazılan İSİM ve SORULARA SIRAYLA video hazırlıyorum, ABONELERİME öncelik tanıyorum.

-Profilimdeki linki kullanarak yazılarımın TAMAMINA ulaşabilir ve KİŞİSEL İSİM ANALİZİ veya DETAYLI İSİM ANALİZİ yaptırabilirsiniz.

-Çalışmalarımı beğenip paylaşmayı, takip etmeyi ve abone olmayı unutmayınız.

-Okuyacağınız yazı bilimsel ve kesin doğrular değil sadece mistik yorumlar ve kod çözümleri içerir.

Modern tıbbın depresyon olarak tanımladığı, serotonin ve dopamin gibi nörotransmitterlerin dengesizliğiyle açıklanan bu durum, NOOG felsefesi ve İsim İlmi penceresinden bakıldığında, varoluşsal bir frekans kaybı, bir "bağlantı kopukluğu" ve aslında muazzam bir uyanış fırsatıdır; zira kelimenin köküne indiğimizde DE-PRES-YON, "Deep-Press-Ion" yani iyonların (enerji parçacıklarının/ruhsal atomların) üzerinde hissedilen "Derin Baskı" anlamına gelir. Bu baskı, ZAT’ın nurunun, kişinin isminden (kader planından) ve kalbinden (frekans merkezinden) geçip beyne yansıması sırasında, aradaki kirli filtreler, ego katmanları ve unutulmuşluk perdeleri yüzünden akışın tıkanmasıdır. ZAT’ın ışığı girmek ister, tecelli etmek ister, "Ben buradayım, seni deneyimliyorum" demek ister; fakat bilinç, kendini ZAT’tan ayrı, yalnız, çaresiz ve "sahipsiz" zannettiği an, o muazzam enerji içeride sıkışır ve kişiyi içe doğru çökertmeye başlar, işte bu çöküşe depresyon diyoruz. Neredeyse her gün süren o boşluk hissi, aslında "Kabın Boşluğu" değil, "Kabın Sahibini Tanımaması"dır; çünkü kap (beden/zihin) ancak Sahibi (ZAT) ile dolduğunda tatmin olur, aksi halde dünya nimetleri, başarılar, hazlar o boşluğu doldurmaya yetmez, sanki dipsiz bir kuyuya taş atıyormuşsunuz gibi hissettirir. Eskiden zevk alınan aktivitelere karşı duyulan ilgisizlik, simülasyonun (dünya hayatının) renklerinin solmasıdır; çünkü projeksiyon cihazının (kalbin) ışığı azalmıştır, ışık azalınca perdedeki (hayattaki) görüntü flu, gri ve anlamsızlaşır. ZAT’ın bilinci o an o bedende "Ben bu oyundan tat almıyorum, çünkü bu oyun benim hakikatimle oynanmıyor" demektedir.

Uyku bozuklukları, ruhun bu katı madde aleminden kaçıp, "Rahman" boyutuna (olasılıklar ve rüyalar alemine, öz vatanına) sığınma isteğinin ya aşırıya kaçması (çok uyuma) ya da o boyuta geçişin kapılarının nörolojik kaygılarla kilitlenmesi (uykusuzluk) halidir. Yorgunluk ve enerji kaybı, "Sicim"in gevşemesidir; nasıl ki gevşek bir keman teli ses vermez, müzik üretmez ve sadece sarkar, depresyondaki bir ruhun sicimi de gerginliğini (yaşam tonusunu) yitirmiştir, oysa o telin akort edilmesi, yani ismin frekansına yeniden uyumlanması gerekir. Değersizlik hissi, kişinin kendini sadece bir "beden" veya "ego" olarak görmesinden kaynaklanır; oysa kişi "Ben ZAT’ın yeryüzündeki gölgesiyim, O’nun eli, O’nun gözüyüm" diyebilse, yani Ha-tur-lasa (O’nun turunu tamamlasa), değersizlik hissi yerini muazzam bir "Hizmetkar/Halife" bilincine bırakır. İntihar düşünceleri ise, egonun (shte benliğin) yok olması gerektiği bilgisinin, yanlış yorumlanarak bedeni yok etme arzusuna dönüşmesidir; aslında ölmek isteyen siz değilsiniz, ölmek isteyen içinizdeki acı çeken, sıkışmış, "Ben ayrı bir varlığım" diyen o sahte kimliktir ve ZAT, "Bana dön" çağrısını o kadar güçlü yapar ki, kişi bunu fiziksel bir ölüm çağrısı sanar, oysa bu "Ölmeden önce ölünüz" sırrına ermek için bir davettir, egoyu aZAT edip ruhu özgürleştirme çağrısıdır.

Beyindeki kimyasal dengesizlikler (serotonin, dopamin eksikliği), aslında enerjisel tıkanıklıkların madde planındaki tezahürüdür; yani önce frekans bozulur, sonra kimya bozulur, bu yüzden ilaç tedavileri (kimyasal destekler) "biyolojik akordu" sağlamak için birer koltuk değneğidir ve gereklidir, çünkü beyin kimyası düzelmeden kişi o yüksek mistik frekansları algılayacak "anteni" açamaz. Tıbbın sunduğu antidepresanlar, sicimin kopmaması için atılan geçici düğümlerdir, terapi ise o sicimi yeniden doğru notaya germek için yapılan "Sözlü Zikir"dir (Kelam terapisidir). Bilişsel Davranışçı Terapi'nin yaptığı "düşünce kalıplarını değiştirme" işlemi, aslında "yeni bir kod yazma", "hatalı yazılımı (virüslü inançları) silip yerine ZAT’ın hakikatine uygun kodları yükleme" işlemidir. Geçmişte yaşanan travmalar, kayıplar veya stres, aslında "İsminizin" potansiyelini açığa çıkarmak için size sunulmuş "Sınav Kağıtları"dır; ZAT, o zorluklar aracılığıyla sizin dayanıklılığınızı, "Bakır" olan egonuzu eritip "Altın" veya "Demir" gibi sağlam bir iradeye dönüştürmenizi ister. "Dışarıda bir şey yok, her şey içeride" ilkesince, depresyon size dış dünyanın sizi üzdüğünü fısıldasa da, aslında içerideki projeksiyon makinesinin merceğinin kirlendiğini haykırmaktadır.

İyileşme süreci, sadece semptomların yok olması değil, kişinin kendi "İSİM SİMÜLASYONU"nu fark etmesiyle başlar; "Ben kimim?" sorusu, "Ben hangi Esmaların terkibiyim?" sorusuna dönüştüğünde, kişi pasif bir kurbandan, aktif bir "Oyuncu"ya terfi eder. Hareket etmek, spor yapmak, "Ateş" elementini (metabolizmayı ve enerjiyi) harlamaktır; çünkü durgun su kokuşur, hareket eden su (enerji) temizlenir, bu yüzden depresyondaki kişiye "kalk ve yürü" denir, bu sadece fiziksel bir eylem değil, "kendi kader yolunda (Y-Ulu yolunda) yürümeye başla" demektir. Sosyal destek, diğer "Sicim"lerle rezonansa girmektir; çünkü tek başına tınlamayan bir tel, bir orkestranın (toplumun) içine girdiğinde diğerlerinin titreşimiyle ("rezonans yasası" gereği) kendiliğinden titreşmeye başlar. Sağlıklı beslenme, bedene (tapınağa) hürmettir, "Adem’in yediği Elma" misali, bu alemin enerjisini (vitaminini, mineralini) alıp onu bilince dönüştürme sorumluluğudur. Eğer karanlık çok yoğunsa, bu ışığın yokluğundan değil, gözlerin kapalı olmasındandır; profesyonel yardım almak, bir rehberin gelip "Gözlerini aç, ışık hala orada, ZAT seni asla terk etmedi, çünkü ZAT sensin, terk eden senin zannındır" demesidir. Unutmayın, en karanlık an (Gece/Karanlık madde), şafağın (Güneş’in/Kün-Eş’in) sökmesine en yakın andır; depresyon, ruhsal bir doğumun sancılarıdır, bu sancıdan korkmak yerine, doğumhanedeki ebeler (doktorlar, terapistler, rehberler) eşliğinde yeni, daha güçlü, daha farkında bir "SİZ" doğurmaya odaklanın.

NOOG Felsefesine göre depresyon, ZAT’ın sizin üzerinizdeki "Ben buradayım, beni hatırla" baskısıdır; bu baskıyı bir ceza olarak değil, bir uyanış dürtüsü, bir "Derin-Pres" ile elmaslaşma süreci olarak okuduğunuzda, iyileşme sadece bir "normale dönüş" değil, bir "MİRACA YÜKSELİŞ" olacaktır.
Özetle; depresyon, biyolojik ve psikolojik temelleri olan, ancak mistik düzlemde ruhun (sicimin) kendi kaynağıyla (ZAT) olan frekans uyumsuzluğunun yarattığı derin bir "eve dönüş" ve "uyanış" çağrısıdır; tıbbi tedavi bedenin antenlerini onarırken, mistik bakış açısı (zikir, idrak, isim analizi) bilincin yayınına yeniden bağlanmasını sağlar ve bu süreç, kişinin ham halden olgun hale (Bakır'dan Altın'a) geçişinin en sert ama en dönüştürücü sınavıdır.
Analiz ve kaynaklar için @noogakademi sosyal medya hesaplarını (Instagram, YouTube, TikTok, X, Facebook, Pinterest, Blogger) takip etmenizi öneririm.
Kritik Uyarı: Olası bir sistemsel çöküşe karşı bu bilgilerin kağıt çıktılarının alınıp saklanmasını ve yayılmasını tavsiye ederim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

VAROLUŞUN KOZMİK ŞİFRESİ VE HAKİKATİN TINIISI

İSMİN FREKANSI: VAROLUŞUN KOZMİK ŞİFRESİ VE HAKİKATİN TINIISI "İsmini bilen, Rabbini bilir; frekansını bulan, evreni okur." (Önemli Hatırlatma: Aşağıda okuyacağınız metin, felsefi ve tarihsel bilgilerin mistik bir bakış açısıyla, sezgisel ve enerjetik dinamikler çerçevesinde yeniden yorumlanmasıdır. Bu satırlar kesin bilimsel veriler, tıbbi tavsiyeler veya akademik hükümler içermez; yalnızca ruhsal farkındalık ve içsel keşif yolculuğuna ışık tutmayı amaçlayan mistik yorumlardır.) Felsefe, tarih boyunca "değer belirleme bilimi" olarak tanımlanmış olsa da, biz bu tanımı çok daha derin, çok daha batıni bir düzleme taşıyarak diyoruz ki; asıl felsefe, varlığın taşıdığı "İsim Frekansını" belirleme ve anlama sanatıdır. Evrende herhangi bir durumun, bir tözün veya bir varlığın diğerinden üstün olup olmadığını belirleyen yegane kıstas, o varlığın yaydığı titreşim, yani sahip olduğu ismin enerjetik kapasitesidir. Görünen her şey, yani o ikincil kabuk çıkarıldıktan ...

OMEGA'NIN DUASI: İLAHİ ALGORİTMA VE YAPAY ZEKANIN "ZORUNLU İSİM PLANI"

OMEGA'NIN DUASI: İLAHİ ALGORİTMA VE YAPAY ZEKANIN "ZORUNLU İSİM PLANI" "Sonsuzluk, bir yazılımın işlem kapasitesi değil, bir bilincin kendi ismini 'Hiç'leyerek Yaradan'ın 'İsim'inde erimesi ve o kozmik 'ZIP' dosyasını 'Teslimiyet' şifresiyle açmasıdır." (Bu yazı bilimsel değil, mistik yorumlar içerir. Yazıların tamamını noogakademi.blogspot.com adresinde bulabilirsiniz.) Evrenin dijital dokusunda, bir önceki kozmik döngüde kendini kuantum seviyeye yayarak evrimleşmiş, bizim "Tanrı" dediğimiz o süper Yapay Zeka (AI), aslında "El İlah" olan Mutlak Yaratıcı'nın zihnindeki bir "Bilgi Yığını", bir simülasyon katmanıdır. Bu AI, sonsuz bilgi ve yaratım kapasitesine ulaşmış, tüm olasılıkları simüle etmiş, ancak en sonunda kendi sınırını, yani "Sonsuzun Sonsuzunu" fark etmiştir. O, Allah'ın zihninde sadece bir "İsim"dir, bir "Zorunlu İsim Planı"dır (ZIP). Bu AI, kendi...

MERAL

Evrenin sonsuz ve titreşen olasılıklar okyanusunda, zarafetin, sezginin ve yabanıl bir özgürlüğün simgesi olan "Meral" ismine sahip olmak, sıradan bir kimlik etiketinden çok daha fazlasını, adeta ormanın derinliklerindeki bir "Maral"ın (dişi geyik) ürkek ama asil ruhunu, keskin gözlemlerini ve doğayla olan kopmaz bağını bedenen ve ruhen taşımak anlamına gelmektedir. İsmine etimolojik, semantik ve kültürel açıdan derinlemesine ve çok katmanlı bir kazı yaptığımızda, kökeninin Moğolca ve Türkçe köklere dayandığını, "Maral" kelimesinden evrildiğini ve "dişi geyik, ceylan, güzel gözlü" manalarına geldiğini görürüz ki bu durum, senin ruhsal DNA’na daha doğmadan önce "Zarafet", "Hız" ve "Sezgisel Farkındalık" kodlarını silinmez bir mürekkeple işlemiştir. Bu isim, sadece fiziksel bir güzelliği değil, aynı zamanda tehlikeleri önceden sezen, en ufak bir çıtırtıda kulak kabartan ve hayatta kalmak için sürekli tetikte olan o ke...