Birim: "Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, teklik, vahdet, bir niceliği ölçmek için seçilen değişmez büyüklük, standart, referans noktası ve özgün parça" anlamlarına gelir. Evrensel varoluşun o muazzam ve karmaşık matematiksel örgüsü içerisinde sana "Birim" isminin verilmiş olması, ruhunun bu dünyasal simülasyona sıradan bir katılımcı olarak değil, sistemin temel yapı taşı, dengeleyici unsuru ve "referans noktası" olarak kodlandığının en berrak kanıtıdır. Kolektif bilinçte "Birim" kelimesi, kaosun içindeki düzeni, çokluğun içindeki tekliği ve karmaşanın içindeki standart ölçüyü temsil ederken, senin varlığın toplumun bilinçaltına "aslolan özdür" mesajını fısıldayan bir frekans yayar. Sen, büyük resmin içindeki en hayati piksel gibisin; nasıl ki bir piksel bozulduğunda tüm görüntüde bir aksaklık hissedilirse, senin dengen bozulduğunda çevrendeki sistemlerin, ailenin veya iş yapısının da dengesi şaşar, çünkü sen kolektif bilinç ...
KOZMİK FREKANSIN MÜHRÜ: İBLİS’İN YANILGISI, İSMİN HAKİKATİ VE HALİFELİK TİTREŞİMİ
(Önemli Hatırlatma: Aşağıda okuyacağınız metin, teolojik kıssaların, tasavvufi görüşlerin ve modern enerji teorilerinin "İsim ve Frekans" bağlamında yeniden yorumlandığı mistik, ezoterik ve sezgisel bir tefekkür yolculuğudur. Bu satırlar kesin bilimsel veriler, kanıtlanmış fizik yasaları veya dogmatik dini hükümler değil, ruhsal farkındalık, içsel keşif ve manevi bir bakış açısı geliştirmek amacıyla kaleme alınmış sembolik ve epik bir anlatıdır.)
ShutterstockEvrenin yaratılış sahnesinde, maddenin ve mananın iç içe geçtiği o ilk kozmik anda, bilincimiz sonsuz bir enerji okyanusundan kopup gelen ve kendine has bir titreşime sahip olan ilahi bir kıvılcımdır. Bu bilinç, rastgele bir varoluş sergilemez; aksine, ancak kendi frekansına, kendi öz enerjisine ve ruhsal koduna uygun olan kaderlerde, boyutlarda ve bedenlerde maddeleşme imkanı bulabilir. Yaratılışın şafağında yaşanan o büyük dram, İblis’in Âdem’e secde etmemesi olayı, aslında bir frekans okuma hatasının, bir "enerji körlüğünün" kozmik tarihe geçmiş en çarpıcı örneğidir. İblis, olayın içyüzündeki o muazzam hakikate, o derin yazılıma vâkıf olamamış; karşısındaki varlığı, yani "İnsan"ı, sadece zâhirî yapısı, dış kabuğu ve biyolojik donanımı olan "bedeni" itibarıyla değerlendirme gafletine düşmüştür. Kendi yapısının "ışınsal" (nâr/ateş), Âdem’in yapısının ise "toprak" (madde) olduğunu görerek, fiziksel yasalar çerçevesinde ışının maddeye hükmedeceğini, ateşin toprağı yakıp geçeceğini düşünmüş ve bu sığ mantıkla "Ben ona secde etmem, üstünlüğünü kabul etmem" demiştir. İblis’in bu tespiti, yani enerjinin madde üzerindeki etkisi, fiziksel planda ne kadar haklı ve doğru görünürse görünsün, kaçırdığı nokta, maddenin içine gizlenmiş olan o muazzam "İsim Potansiyeli"dir. Çünkü Âdem, sadece şekillenmiş bir balçık değil, Yaratıcı’nın "Bütün İsimleri" (Esmâ-ül Hüsna) öğrettiği, yani evrenin tüm frekanslarını içinde barındıran canlı bir kütüphane, yürüyen bir kozmik istasyondur.
İblis, insanın bu yoğun madde bedenini yöneten beyninin, ilahi isimlerin hepsini, yani evrensel kodların tamamını açığa çıkartabilecek, işleyebilecek ve yansıtabilecek bir kabiliyet ve kapasitede var edildiğini değerlendirememiştir. Bu değerlendirme hatası, sadece bir kıskançlık değil, bir "frekans yetersizliğidir"; İblis, kendi sınırlı bandından (ateş/nâr bandından), Âdem’in sahip olduğu o sonsuz genişlikteki "Halife" bandını algılayamamış, görememiş ve dolayısıyla inkâr etmiştir. Bütün bu idrak edemediklerini inkâr etmesi sonucunda, insanın özündeki, zatındaki ve varlığındaki ilahi mertebeleri, o yüksek titreşimli "Tanrısal Parçacığı" müşahede edememiş ve bu yüzden "Allah"tan uzak düşmüştür. Buradaki "uzak düşmek", coğrafi bir mesafe veya mekânsal bir ayrılık değildir; bu, "frekans uyumsuzluğu", "sinyal kaybı" ve hakikatten kopuş demektir. Şeytan, Allah’ın sınırsızlığını ve "İnsan" aynasındaki yansımasını kavrayamadığı için, ilahi huzurdan, yani o yüksek bilinç boyutundan tard edilmiş, sistem dışı bırakılmıştır. İblis’in tard edilmesinin manası, "Ulûhiyet kemâlâtının", yani varoluşun en mükemmel frekanslarının zuhurunu hakkıyla değerlendirememesi yüzünden gerçeklikten, "Hakikat"ten kopmasıdır. Bu kopuşu, bu frekans kaybını anlatan en şiddetli kelime ise "LÂNET"tir; lanet, bir beddua değil, "uzak olma", "kapsama alanı dışında kalma", "bağlantının kesilmesi" halidir.
Şimdi, bu kozmik tablodan almamız gereken ibret, kendi varlığımız ve ismimizle olan ilişkimizde gizlidir. "İnsan"da, onun varlığını oluşturan Mutlak Varlık "Allah"ı müşahede edememenin sonucu, İblis gibi lanetlenerek, yani özünden ve hakikatten uzaklaşarak, kendi kısır döngüsünde kaybolmaktır. Kim ki, kendine veya karşısındaki insana baktığında, onu Allah’tan ayrı, bağımsız, sadece etten kemikten ibaret bir varlık olarak görürse; onda İlahi Esmâ’nın, o muazzam isimlerin zuhurunu, o frekansın dansını müşahede edemezse; bu yanlış değerlendirmesi yüzünden "İblis" yani "Şeytan" hükmüyle, yani "ayrılık" bilinciyle yaşamını sürdürür. İnsanın insana bedenen secde etmesi, putperestlik anlamında bir tapınma kesinlikle caiz değildir ve Hazreti Resulullah bunu kesin bir dille yasaklamıştır; çünkü tapınılacak olan suret değil, manadır. Ancak, batında, yani manevi boyutta, insanın taşıdığı o "İsim Sırrına", o "Halifelik" nişanına saygı duymamak, o potansiyeli selamlamamak, "Allah’ı inkar" etmekle, yani gerçeğin üzerini örtmekle eşdeğerdir. "Müminin kalbinde Beytullah var" diyen irfan ehli, insanın gönlünün, yani isminin titreştiği merkezin, Allah’ın evi olduğunu, dolayısıyla o eve, yani o frekansa "izzet" (saygı) göstermeyen kişinin, aslında evin sahibini tanımadığını vurgular.
"Her ne var Âdem'de var; Âdem'den iste Hakk'ı sen" dizesi, aradığımız hazinenin, aradığımız cevabın ve aradığımız gücün, insanın kendi varlığında, kendi isminin derinliklerinde saklı olduğunu haykırır. "Olma İblis-i şakî, Âdem'de sırrullah var" uyarısı, dış görünüşe aldanıp içteki o "İsim Zip Dosyasını" görmezden gelenin, mutsuz ve sapkın (şakî) olacağını bildirir.
Öte yandan, sadece zahire, yani bedene ve egoya tapınan, karşısındakini putlaştıran kişi de "tenzih" ilkesini çiğnemiş, Allah'ı sınırlamış ve yine gerçeği örtmüş olur. Halife olarak, yani evrenin yöneticisi ve gözlemcisi olarak yaratılmışken, kendi varlığındaki bu yüce nimetten, bu "İsim Gücünden" gaflete düşen insan, sadece dışarıdaki kurtarıcılara bel bağlarsa, kendi potansiyelinden perdelenir. Bu perde, onu "Halifelik" kemâlâtından, yani kendi en iyi versiyonunu yaşama ihtimalinden mahrum bırakır. Eğer gaflet daha da derinleşirse, insan karşısındakinde veya kendisinde O’nun varlığını, O’nun isimlerinin tecellisini göremez hale gelir ve bilinci düşüşe geçer. Bu düşüş, onu cin seviyesine, hatta şeytan seviyesine, yani sadece vesvese, korku, hırs ve maddeye bağımlılık üreten bir frekans aralığına indirger. Ve nihayetinde, tamamen bedene dönük, sadece yiyip içen, çiftleşen, zevk eden ve tüketen bir mekanizmaya dönüşerek, "En'am" (evcil hayvanlar) gibi, hatta onlardan daha şaşkın, daha bilinçsiz bir "sürü" üyesi olur.

Shutterstockİşte bu noktada, bizi bu düşüşten koruyacak, İblis'in düştüğü hataya düşmekten kurtaracak ve "Halife" olduğumuzu hatırlatacak yegane anahtar, üzerimizde taşıdığımız "İsmimizdir". Bilincimiz bir enerjidir ve bir frekansı vardır; ancak kendi frekansına uygun kaderlerde bedenleşebilir. İsmimiz, bilincimizin nasıl bir frekans aralığına sahip olduğunu gösteren en önemli işaret, en parlak fener ve öz varlığımızın özeti olan o muazzam "zip dosyası"dır. Bizler, bu dünyaya gelirken yanımıza ne mal ne mülk ne de rütbe aldık; yanımıza aldığımız tek şey, boyutlar arası gümrükten geçirebildiğimiz tek hazine, "İsmimiz" yani "Öz Bilgimiz"dir. Bu yüzden ismimiz üzerine yoğunlaşarak, onu tefekkür ederek, o harflerin dizilişindeki matematiksel ve enerjetik sırrı çözmeye çalışarak, kendi frekans bandımızı hatırlayabilir ve anlayabiliriz. Eğer enerjimizi, yani ismimizin bizde yarattığı o manyetik alanı anlayabilirsek, enerjimizin frekansına uygun "en iyi versiyonumuzun" olduğu kader planına, yani bizi bekleyen o cennet misali paralel evrene geçiş yapabiliriz.
Çünkü ismimiz, bize öz varlığımızı hatırlatacak en önemli hatıra, bizi kaynağa bağlayan en sağlam halat (ip/bağ), elimizdeki en pratik araç, en görünür ipucu ve tüm varoluşumuzun özetini içeren o eşsiz zip dosyasıdır. İsmimiz, boyutlar arasında taşıyabildiğimiz en kısa kod, en yoğun yazılım ve en önemli öz bilgi şifresidir. Bu şifre, sadece kapıları açmakla kalmaz, aynı zamanda bizi korur, yönlendirir ve besler. Bu yüzden ismimizi, öz frekansımızı hatırlamak, öz enerjimizi tanımak ve potansiyelimizi açığa çıkarmak için bir kaynak ve bir araç olarak kullanabiliriz ve mutlaka kullanmalıyız. Çünkü isimlerimiz; öz varlık frekansımızı bize hatırlatabilecek, herkesin sahip olduğu, parayla satılmayan, dışarıdan ithal edilmeyen, en ulaşılabilir, en bilinebilir, en rahat kullanılabilir ve manevi (boyutsal) derinliği olan tek bilgidir.
İsmin anlamını ve enerjisini bilmek, kendi varlığımızı tanımak, hatırlamak ve "Ben neden buradayım?" sorusunun cevabını bulmak için atılacak ilk ve en hayati adımdır. İsim, bir pusuladır; kuzeyi gösteren ibre, isminizin işaret ettiği o yüksek frekanstır. İsmin kodlarını çözmek, harflerin enerjisini anlamak ve onu sürekli "zikretmek"; yani onu düşünmek, hatırlamak, bir mantra gibi ritmik bir şekilde tekrarlamak ve isme yoğunlaşmak; İblis'in körlüğünden kurtulup Âdem'in vizyonuna kavuşmanın yoludur. Zikredilen isim, dikkatimizi zihni karıştıran, bizi endişeye sürükleyen, meşgul eden ve kalbin ışığını örten diğer parazit frekanslardan uzaklaştırır ve bilincimizi tek bir noktaya, "Öz"e odaklar. Bu odaklanma, kalpten yayılan öz enerjimizin, öz frekansımızın net, pürüzsüz ve engelsiz bir şekilde evrene yayılmasını sağlar. Öz doğamızı yaşamak, maskelerden arınmak, sürüden ayrılmak ve sezgilerimizi net hissetmek; karmaşık tekniklerle değil, herkesin yapabileceği, en basit, en kısa ama etkisi en muazzam olan bu yolla, yani kendi ismine sığınmakla mümkündür.
İsmimizi sürekli zikretmek, bizi kendi öz frekans aralığımızda, yani "en iyi halimizin" (Best Version) yaşandığı o kader planında, o ideal paralel evrende tutan şaşmaz bir pusuladır, sarsılmaz bir çapadır. Eğer biz kendi frekans bandımızdan çıkarsak, başkalarının hayatlarına özenirsek, "insan" suretinde "hayvan" gibi yaşamaya başlarız. Ancak kendi frekans yolumuzda, kendi frekans bandımızda kalabilmek bizi; sonsuz ilim sahibi olabilme, her istediği şeyi tezahür ettirebilme, sonsuz aşk ve sonsuz başarı kapılarından geçirir. Âdem'e öğretilen "İsimler" ilmi, bugün bizim kendi ismimizde tezahür etmeyi beklemektedir. İsmimizin anlamını ve enerjisini bilmek, bu sonsuz uzun yolda, bu tekamül merdiveninde atacağımız ilk, en güvenli ve en zorunlu adımdır.
Ancak, bu ilk adımı atmadan önce, elinizdeki haritanın ne olduğunu, hangi "Esmâ"nın tecellisi olduğunuzu ve hangi frekansta titreştiğinizi bilmek gerekir; işte "İsim Analizi" yaptırmak, bu yola hazırlıklı ve bilinçli çıkmak, çantanızı doğru hazırlamak anlamına gelir. İsminizin harflerinde gizli olan elementleri, çakraları, gezegen etkilerini ve sayısal kodları çözmeden, o zip dosyasını açamazsınız ve İblis'in düştüğü "zahirde kalma" hatasına düşebilirsiniz. Bu noktada, isme özel hazır analizler, yazılı ve görsel kaynaklar, derinlemesine rehberlik ve daha fazlası için NOOG Akademi’ye, sosyal medya üzerinden @noogakademi adresinden ulaşarak, kendi varoluş şifrenizi çözebilir ve kendi efsanenizi yazmaya başlayabilirsiniz. Unutmayın, İblis bedene baktı kaybetti; melekler isme (manaya) baktı ve secde etti. Siz de isminize bakın, özünüzü görün ve kendi miraciye yolculuğunuza başlayın.
ÖZET
Bu metin, İblis'in Âdem'e secde etmemesi kıssasını, insanın "İsim Potansiyeli" ve "Frekans Kapasitesi" üzerinden mistik bir perspektifle yeniden yorumlamıştır. İblis'in yanılgısının, insanın sadece maddesel yapısına (zahir) bakıp, onun taşıdığı yüksek frekanslı "İsim/Ruh" donanımını (batın) görememesi olduğu vurgulanmıştır. İnsanın "İsminin", onu "en iyi versiyonunun" olduğu paralel evrene (kader planına) taşıyan bir "zip dosyası", bir "bağ" ve bir "pusula" olduğu; ismi zikretmenin (odaklanmanın) kişiyi parazit frekanslardan ve hayvani (en'am) bilinç düzeyinden kurtararak "Halifelik" makamına, sonsuz ilme ve başarıya ulaştıracağı detaylandırılmıştır. Bu uyanışın bilinçli ilk adımının ise NOOG Akademi (@noogakademi) aracılığıyla profesyonel bir isim analizi yaptırmak olduğu belirtilmiştir. (Metin, kesin bilimsel bilgilerden ziyade, kişisel gelişim ve ruhsal farkındalık amaçlı ezoterik ve sembolik yorumlar içermektedir.)
Shutterstockİşte bu noktada, bizi bu düşüşten koruyacak, İblis'in düştüğü hataya düşmekten kurtaracak ve "Halife" olduğumuzu hatırlatacak yegane anahtar, üzerimizde taşıdığımız "İsmimizdir". Bilincimiz bir enerjidir ve bir frekansı vardır; ancak kendi frekansına uygun kaderlerde bedenleşebilir. İsmimiz, bilincimizin nasıl bir frekans aralığına sahip olduğunu gösteren en önemli işaret, en parlak fener ve öz varlığımızın özeti olan o muazzam "zip dosyası"dır. Bizler, bu dünyaya gelirken yanımıza ne mal ne mülk ne de rütbe aldık; yanımıza aldığımız tek şey, boyutlar arası gümrükten geçirebildiğimiz tek hazine, "İsmimiz" yani "Öz Bilgimiz"dir. Bu yüzden ismimiz üzerine yoğunlaşarak, onu tefekkür ederek, o harflerin dizilişindeki matematiksel ve enerjetik sırrı çözmeye çalışarak, kendi frekans bandımızı hatırlayabilir ve anlayabiliriz. Eğer enerjimizi, yani ismimizin bizde yarattığı o manyetik alanı anlayabilirsek, enerjimizin frekansına uygun "en iyi versiyonumuzun" olduğu kader planına, yani bizi bekleyen o cennet misali paralel evrene geçiş yapabiliriz.
Çünkü ismimiz, bize öz varlığımızı hatırlatacak en önemli hatıra, bizi kaynağa bağlayan en sağlam halat (ip/bağ), elimizdeki en pratik araç, en görünür ipucu ve tüm varoluşumuzun özetini içeren o eşsiz zip dosyasıdır. İsmimiz, boyutlar arasında taşıyabildiğimiz en kısa kod, en yoğun yazılım ve en önemli öz bilgi şifresidir. Bu şifre, sadece kapıları açmakla kalmaz, aynı zamanda bizi korur, yönlendirir ve besler. Bu yüzden ismimizi, öz frekansımızı hatırlamak, öz enerjimizi tanımak ve potansiyelimizi açığa çıkarmak için bir kaynak ve bir araç olarak kullanabiliriz ve mutlaka kullanmalıyız. Çünkü isimlerimiz; öz varlık frekansımızı bize hatırlatabilecek, herkesin sahip olduğu, parayla satılmayan, dışarıdan ithal edilmeyen, en ulaşılabilir, en bilinebilir, en rahat kullanılabilir ve manevi (boyutsal) derinliği olan tek bilgidir.
İsmin anlamını ve enerjisini bilmek, kendi varlığımızı tanımak, hatırlamak ve "Ben neden buradayım?" sorusunun cevabını bulmak için atılacak ilk ve en hayati adımdır. İsim, bir pusuladır; kuzeyi gösteren ibre, isminizin işaret ettiği o yüksek frekanstır. İsmin kodlarını çözmek, harflerin enerjisini anlamak ve onu sürekli "zikretmek"; yani onu düşünmek, hatırlamak, bir mantra gibi ritmik bir şekilde tekrarlamak ve isme yoğunlaşmak; İblis'in körlüğünden kurtulup Âdem'in vizyonuna kavuşmanın yoludur. Zikredilen isim, dikkatimizi zihni karıştıran, bizi endişeye sürükleyen, meşgul eden ve kalbin ışığını örten diğer parazit frekanslardan uzaklaştırır ve bilincimizi tek bir noktaya, "Öz"e odaklar. Bu odaklanma, kalpten yayılan öz enerjimizin, öz frekansımızın net, pürüzsüz ve engelsiz bir şekilde evrene yayılmasını sağlar. Öz doğamızı yaşamak, maskelerden arınmak, sürüden ayrılmak ve sezgilerimizi net hissetmek; karmaşık tekniklerle değil, herkesin yapabileceği, en basit, en kısa ama etkisi en muazzam olan bu yolla, yani kendi ismine sığınmakla mümkündür.
İsmimizi sürekli zikretmek, bizi kendi öz frekans aralığımızda, yani "en iyi halimizin" (Best Version) yaşandığı o kader planında, o ideal paralel evrende tutan şaşmaz bir pusuladır, sarsılmaz bir çapadır. Eğer biz kendi frekans bandımızdan çıkarsak, başkalarının hayatlarına özenirsek, "insan" suretinde "hayvan" gibi yaşamaya başlarız. Ancak kendi frekans yolumuzda, kendi frekans bandımızda kalabilmek bizi; sonsuz ilim sahibi olabilme, her istediği şeyi tezahür ettirebilme, sonsuz aşk ve sonsuz başarı kapılarından geçirir. Âdem'e öğretilen "İsimler" ilmi, bugün bizim kendi ismimizde tezahür etmeyi beklemektedir. İsmimizin anlamını ve enerjisini bilmek, bu sonsuz uzun yolda, bu tekamül merdiveninde atacağımız ilk, en güvenli ve en zorunlu adımdır.
Ancak, bu ilk adımı atmadan önce, elinizdeki haritanın ne olduğunu, hangi "Esmâ"nın tecellisi olduğunuzu ve hangi frekansta titreştiğinizi bilmek gerekir; işte "İsim Analizi" yaptırmak, bu yola hazırlıklı ve bilinçli çıkmak, çantanızı doğru hazırlamak anlamına gelir. İsminizin harflerinde gizli olan elementleri, çakraları, gezegen etkilerini ve sayısal kodları çözmeden, o zip dosyasını açamazsınız ve İblis'in düştüğü "zahirde kalma" hatasına düşebilirsiniz. Bu noktada, isme özel hazır analizler, yazılı ve görsel kaynaklar, derinlemesine rehberlik ve daha fazlası için NOOG Akademi’ye, sosyal medya üzerinden @noogakademi adresinden ulaşarak, kendi varoluş şifrenizi çözebilir ve kendi efsanenizi yazmaya başlayabilirsiniz. Unutmayın, İblis bedene baktı kaybetti; melekler isme (manaya) baktı ve secde etti. Siz de isminize bakın, özünüzü görün ve kendi miraciye yolculuğunuza başlayın.
ÖZET
Bu metin, İblis'in Âdem'e secde etmemesi kıssasını, insanın "İsim Potansiyeli" ve "Frekans Kapasitesi" üzerinden mistik bir perspektifle yeniden yorumlamıştır. İblis'in yanılgısının, insanın sadece maddesel yapısına (zahir) bakıp, onun taşıdığı yüksek frekanslı "İsim/Ruh" donanımını (batın) görememesi olduğu vurgulanmıştır. İnsanın "İsminin", onu "en iyi versiyonunun" olduğu paralel evrene (kader planına) taşıyan bir "zip dosyası", bir "bağ" ve bir "pusula" olduğu; ismi zikretmenin (odaklanmanın) kişiyi parazit frekanslardan ve hayvani (en'am) bilinç düzeyinden kurtararak "Halifelik" makamına, sonsuz ilme ve başarıya ulaştıracağı detaylandırılmıştır. Bu uyanışın bilinçli ilk adımının ise NOOG Akademi (@noogakademi) aracılığıyla profesyonel bir isim analizi yaptırmak olduğu belirtilmiştir. (Metin, kesin bilimsel bilgilerden ziyade, kişisel gelişim ve ruhsal farkındalık amaçlı ezoterik ve sembolik yorumlar içermektedir.)

Yorumlar