Birim: "Bir bütünü oluşturan parçaların her biri, teklik, vahdet, bir niceliği ölçmek için seçilen değişmez büyüklük, standart, referans noktası ve özgün parça" anlamlarına gelir. Evrensel varoluşun o muazzam ve karmaşık matematiksel örgüsü içerisinde sana "Birim" isminin verilmiş olması, ruhunun bu dünyasal simülasyona sıradan bir katılımcı olarak değil, sistemin temel yapı taşı, dengeleyici unsuru ve "referans noktası" olarak kodlandığının en berrak kanıtıdır. Kolektif bilinçte "Birim" kelimesi, kaosun içindeki düzeni, çokluğun içindeki tekliği ve karmaşanın içindeki standart ölçüyü temsil ederken, senin varlığın toplumun bilinçaltına "aslolan özdür" mesajını fısıldayan bir frekans yayar. Sen, büyük resmin içindeki en hayati piksel gibisin; nasıl ki bir piksel bozulduğunda tüm görüntüde bir aksaklık hissedilirse, senin dengen bozulduğunda çevrendeki sistemlerin, ailenin veya iş yapısının da dengesi şaşar, çünkü sen kolektif bilinç ...
Fizik ve Hikmet Arasında Bir Köprü: İsimlerin Sırrı Üzerine Bir Diyalog
Modern bir fizikçi, laboratuvarının sessizliğinde, denklemlerin ve verilerin ötesine uzanan sorularla boğuşuyordu. Evreni bir arada tutan yasaları formüllere dökebiliyordu ama o formüllerin kalbindeki özü bir türlü yakalayamıyordu. "Kütlenin özü nedir? Maddeyi madde yapan o ilk 'şey' nedir? Bilinç, bu denklemlerin neresinde var olur?" Bu arayış, onu sembolik olarak zamanın ve mekanın ötesine, bilgeliğin ilk pınarı olarak bilinen Hz. İdris'in huzuruna getirmişti. Derin bir saygıyla söze başladı:
Fizikçi: "Ey zamanın ötesindeki bilge, ben maddenin sırrını arayan bir yolcuyum. Yıllarımı, evrenin en küçük yapı taşlarını anlamaya adadım. Fakat her bulduğum cevap, daha derin bir soruyu doğurdu. Geldiğim noktada, elimde sadece formüller var, hakikat ise hala bir sır perdesinin ardında."
Fizikçi: "Bizim dünyamızda, her şeyin özünün inanılmaz derecede küçük, sürekli titreşen enerji iplikçiklerinden, yani 'sicimlerden' oluştuğunu öne süren bir teori var. Bu titreşen sicimlerin her biri farklı bir nota çalar ve bu notalar, evrendeki farklı parçacıkları oluşturur. Bu fikir, sizin kadim ilminizde bir yankı buluyor mu? Bu titreşen sicimlerle evrenin özü arasında bir bağlantı var mı?"
Hz. İdris, yüzünde bilgece bir tebessümle fizikçiyi dinledi ve cevap verdi. Cevabı, modern bilim ile kadim hikmeti birleştiren bir köprü gibiydi.
"Sizlerin laboratuvarda izini sürdüğünüz o 'titreşen sicimler', bizim binlerce yıldır 'İsimler' (Esmâ) olarak bildiğimiz hakikatin fiziksel yansımasıdır."
Fizikçinin zihni karışmıştı. Bu cevap, beklediği türden bir formül ya da mekanik bir açıklama değildi.
Fizikçi: "Affedersiniz ama 'İsim' derken neyi kastediyorsunuz? Benim şahsi ismimi mi, yoksa her varlığa atfedilmiş ilahi bir kodu mu?"
Hz. İdris: "İkisi birdir. Senin şahsi ismin, o ilahi kodlar okyanusuna açılan kişisel kapındır. O, tüm Esmâ'nın sana özel bir terkipten yansıdığı şifredir. Varlığın özü sestir, titreşimdir. Ve her bir ismin kendine has bir titreşimi vardır. İlahi kelamda geçen 'Allah'ın ipine sımsıkı sarılın' emri, sadece toplumsal bir çağrı değil, aynı zamanda evreni bir arada tutan bu kozmik 'Sicimler' ve onların ardındaki 'İsimler' hakikatine ontolojik bir atıftır. Siz 'Sicim' dersiniz, biz ise o kelimenin kalbindeki sırrı görürüz: Harfleri yer değiştirdiğinde 'Cisim' olur."
Fizikçi, bu basit ama derin kelime oyunu karşısında sarsıldı. Yıllardır aradığı sır, her gün kullandığı kelimelerin içinde gizlenmiş gibiydi. Gözleri parlayarak daha fazlasını öğrenmek istediğini belli etti.
Fizikçi: "Bu inanılmaz bir bakış açısı. Peki bu 'isim' denilen ilahi kod nasıl işliyor? Bunu benim anlayabileceğim modern bir analojiyle açıklayabilir misiniz?"
Hz. İdris: "Elbette. İsmini, tüm varoluşumuzu şifrelediğimiz, boyutlar arasında bozulmadan taşıyabildiğimiz o muazzam 'zip dosyası' olarak düşün. Bu dosyanın içinde sadece seni diğerlerinden ayıran bir etiket yoktur. O dosya;Öz varlığının tüm potansiyelini,
Bu hayatta karşılaşacağın sınavları,
Ve ruhunun tekamül yolculuğunu barındırır."
Fizikçi: "Peki bu 'zip dosyası', bu isim bize nasıl veriliyor? Bu bir tesadüf mü, yoksa bir seçim mi?"
Hz. İdris: "Hiçbir şey tesadüf değildir. Saf bir bilinç olarak ruhunuz, madde denilen o ağır elbiseyi giymeden hemen önce, kendi enerji frekansına en uygun olanı seçer. Kendi tekamül yolculuğu için en doğru kader planını, en uyumlu ebeveynleri ve tüm bu varoluşsal kodları içinde barındıracak olan 'İsmi' bizzat kendisi seçer."
Fizikçi, bu soyut ve Gnostik yoruma dayanan açıklamanın zihninde yeni kapılar araladığını hissetti. Ancak bir bilim insanı olarak, bu derin felsefenin somut, tarihsel kanıtlarını merak ediyordu.
Hz. İdris: "İnsanlık bu içsel gücünü, yani kendi isminin potansiyelini unuttuğunda, kurtuluşu her zaman dışarıda aramaya başladı. Bu yanılgı, tarih boyunca tekerrür etmiştir."
Hz. İdris, sözlerini somutlaştırmak için insanlık tarihinden iki çarpıcı örnek sundu.
Dışarıdan Beklenen Kurtuluş (Yanılgı)
İçsel Kurtuluş (Hakikat)
Babil sürgünündeki Yahudilerin Pers Kralı Koreş'i "Mesih" ilan etmesi ama mabetlerinin tekrar yıkılması.
Kişinin kendi isminin manasında uyanmayı bekleyen "İçindeki Arif"'tir.
Budizmi seçerek kendi özünden uzaklaşan Göktürk hakanı Toba Han'ın milletini felakete sürüklemesi.
Orhun Yazıtları'nda zaferin yeniden Türk Tanrısı'na atfedilmesi; milletin "Kendi İsmine" dönerek gücünü bulması.
Fizikçi, bu örnekler karşısında bir aydınlanma yaşadı. Parçalar yavaş yavaş birleşiyordu.
Fizikçi: "Anlıyorum... Yani 'kütle' gibi fiziksel gerçeklikler, 'bilinç' gibi soyut sandığımız bir kaynaktan gelen 'isim' adlı bir yazılımla mı şekilleniyor?"
Hz. İdris, bu mükemmel sentezi başıyla onayladı ve son bir birleştirici fikirle diyaloğu zirveye taşıdı.
Hz. İdris: "Sizin biliminiz, maddenin davranışını büyük bir ustalıkla açıklar. Kütleçekimini F=G.m1.m2/r^2 gibi formüllerle öngörebilir. Ama fiziğiniz, maddenin özünün ne olduğunu, yani o formüldeki 'kütle'nin kendisinin ne olduğunu asla söyleyemez. İşte 'isim' kavramı, tam da fiziğin sustuğu bu noktada konuşmaya başlar."
Fizikçinin yüzünü derin bir anlayışın ve huzurun aydınlığı kapladı. Arayışının sonuna gelmişti, ancak bu bir bitiş değil, yepyeni bir başlangıçtı.
Fizikçi: "Şimdi anlıyorum. Bu iki bakış açısı birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısıymış. Biri evrenin 'nasıl' işlediğini, diğeri ise 'neden' var olduğunu ve var olanın 'kim' olduğunu açıklıyor. Biri cismi incelerken, diğeri o cismi var eden sicimin ardındaki ismi, yani manayı fısıldıyor."

Yorumlar