Zihnimin derinliklerinde bugün aniden yankılanan ve etrafımdaki her şeye bakış açımı kökünden sarsan çok güçlü bir düşünce var. Gözümü açtığımda gördüğüm bu rengarenk, karmaşık, bazen korkutucu bazen de büyüleyici olan dış dünya, aslında benim içeride kim olduğumun sessiz bir itirafından ibaret olabilir. GERÇEKLİK DEDİĞİMİZ ŞEY ASLINDA KENDİ YANSIMAMIZ OLABİLİR Mİ? Etrafıma baktığımda gördüğüm dünyanın bağımsız, katı ve benden kopuk bir yapı olduğuna inanmaya ne kadar da meyilliyim. Oysa her sabah uyandığımda penceremden süzülen ışık, sokaktaki insanların telaşı, duyduğum sesler ve hissettiğim rüzgar aslında benim kim olduğumun birer yansımasından ibaret olabilir. İnsan, genellikle dünyayı olduğu gibi gördüğünü zanneder. Fakat asıl gerçek, dünyayı sadece "olduğumuz gibi" görmemizdir. Bizler, adeta devasa bir sinema salonunda oturmuş, kendi zihnimizin perdesine yansıtılan bir filmi izliyoruz. Ancak sorun şu ki, çoğumuz projektörün bizim içimizde olduğunu unutuyoruz. Suçu daim...
KOSKOCA EVRENİN HİÇ SİLİNMEYEN HAFIZASINA NASIL ULAŞABİLİRİZ? Kelimelerin sadece dudaklardan dökülüp boşlukta kaybolan basit ses titreşimleri olduğunu sanıyorsanız, evrenin en büyük sırrından henüz habersizsiniz demektir. Bugün size Sanskritçe kökenli, gökyüzü, boşluk veya esir anlamına gelen muazzam bir kelimeden, Akaşa’dan bahsetmek istiyorum. Akaşa, en basit tabirle evrenin devasa, görünmez ve asla silinmeyen kozmik sabit diskidir. Bugüne kadar ağzınızdan çıkan her kelime, hissettiğiniz her duygu ve zihninizden geçen her düşünce bu muazzam bulut sistemine anında kaydedilir. Gizem okullarında Akaşik Kayıtlar olarak bilinen bu yapı, aslında hepimizin bağlı olduğu o büyük kolektif bilincin ta kendisidir. Akaşa’nın enerjisi o kadar güçlüdür ki, ona uyumlandığınızda geçmişin ve geleceğin tüm bilgeliğine tek bir nefeste ulaşabilirsiniz. Günümüzde kuantum fiziğinin morfogenetik alanlar veya evrensel hafıza olarak açıklamaya çalıştığı bu yapı, kelimelerimizi seçerken neden bu kadar dikkatli...