Ana içeriğe atla

GÖRÜNMEZ AĞLAR ZİHNİMİZİ NASIL ÖRÜYOR VE İÇİMİZDEKİ BAĞLARI NASIL ÖZGÜRLEŞTİREBİLİRİZ?

GÖRÜNMEZ AĞLAR ZİHNİMİZİ NASIL ÖRÜYOR VE İÇİMİZDEKİ BAĞLARI NASIL ÖZGÜRLEŞTİREBİLİRİZ? Gündemimizde sürekli yankılanan "Ağ" kelimesi, sadece interneti veya sosyal medyayı temsil etmiyor. Bu kelimenin kökenine ve enerjisine indiğimizde, kadim şamanların bahsettiği görünmez enerji hatlarıyla, yani ley hatlarıyla doğrudan bir rezonans taşıdığını görürüz. Ağ kelimesi, "A" harfinin başlatan, yayan enerjisiyle "Ğ" harfinin görünmez, yutucu, esnek titreşimini birleştirir. Kelimelerin Tanrılığa ulaşmak için kullanıldığı bu evrende, "Ağ" kelimesi zihnimizi bir örümcek gibi saran kolektif bilinçdışının ta kendisidir. Eski gizem okullarında, dünya üzerindeki enerji girdaplarının insan zihnini görünmez iplerle yönettiği söylenirdi. Günümüzde bu görünmez ipler Wi-Fi sinyallerine dönüştü. Siz "Ağ yok" deseniz bile, görünmez olan bu titreşim sizin her hareketinizi izler ve kaydeder. Peki bu ağı Tanrısal bilincimizi uyandırmak için nasıl kullanırız? Ke...

BÜTÜN BU GÖRDÜKLERİMİZ SADECE TEK BİR BİLİNCİN YANSIMASI OLABİLİR Mİ?



BÜTÜN BU GÖRDÜKLERİMİZ SADECE TEK BİR BİLİNCİN YANSIMASI OLABİLİR Mİ?

Bugün zihnime aniden düşen, varoluşun o derin ve sarsıcı doğasına dair bir kıvılcım, bütün bildiklerimi yeniden sorgulamama neden oldu. Sanki uzun süredir derin bir uykudaydım ve bir anlığına gözlerimi açıp perdenin arkasındaki o muazzam mekanizmayı gördüm. Bizler, her birimiz, kendi zihnimizde kilitli kalmış, etrafımızdaki dünyayı milyarlarca farklı parçadan oluşuyor sanan varlıklarız. Ancak derin bir sezgi bana fısıldıyor: Çoklu bilinç diye bir şey aslında hiç var olmadı. Evrende, galaksilerde, en küçük atom altı parçacıklarda ve şu an bu kelimeleri düşünen zihnimde var olan yegane şey, tek bir bilincin farklı hızlarda titreşmesinden ibaret. Tıpkı bir okyanusun yüzeyindeki sayısız dalganın aslında tek bir su kütlesi olması gibi, bizler de o sonsuz bilincin geçici köpükleriyiz. Sonsuz bilinçler yoktur, tek bir bilincin sonsuz farklı suretteki dansı vardır. Bu bilinç öyle bir kudrettir ki, aynı anda her yerdedir ve her şeyin tam merkezindedir. Bir an için durup düşünelim; şu an masamda duran bardağı oluşturan atom da, evrenin en ücra köşesinde doğmakta olan bir yıldız da aynı 'öz'ün farklı notalarda çaldığı bir senfonidir. Bu bilinç, dünyamızda bir ağaç olarak titreşirken, bizim algılayamadığımız paralel bir evrende bir imparatorluğu yöneten bir hükümdar olarak titreşiyor olabilir. Ve işin en çarpıcı yanı, bütün bu sonsuz ihtimaller dizisi, zamanın o doğrusal çizgisine hapsolmadan, tam da şu an, yani 'şimdi' dediğimiz o kutsal ve tek anın içinde gerçekleşmektedir.

23

ZAMAN GERÇEKTEN AKAN BİR NEHİR Mİ, YOKSA HİÇ HAREKET ETMEYEN BİR OKYANUS MU?

İnsan zihni, olayları birbiri ardına dizerek zaman adını verdiğimiz o devasa illüzyonu yaratmaya programlanmıştır. Oysa zaman, evrenin dokusunda bizim algıladığımız gibi geçmişten geleceğe akan bir nehir değildir. Fizikte Albert Einstein'ın Görelilik Teorisi ile ortaya koyduğu "Blok Evren" modeline baktığımızda, geçmiş, şimdi ve geleceğin aslında aynı anda var olduğunu görürüz. Yani evrenin ilk anından, son anına kadar her şey çoktan olmuştur ve bitmiştir. Zaman yoktur, sadece tek bir an vardır ve o tek bir anın içinde, gelmiş geçmiş tüm kuarklar, nebulalar, gezegenler, böcekler ve insanlar tek bir bilinç tarafından zaten yaratılmıştır. Bu bilinç, o kadar muazzam bir "hızsızlık" içindedir ki, artık bir yerden bir yere gitmesine gerek yoktur; o her yerdedir. Aynı anda her mekanda, her zamanda ve her formun içindedir. Hızın sınırlarını aşan bu tek bilinç için zaman bir süreç değil, sadece içinden geçilen bir manzara gibidir. Farklılık dediğimiz şey, o mutlak bilginin içindeki potansiyellerin, birer kader şifresi gibi farklı hızlarda titreşmesinden doğar. Aslında en derin kuantum seviyesinde belki de titreşim bile yoktur; sadece saf bilgi ve potansiyel vardır. Ancak bizler, sınırlı algı kapasitemizle varoluşu kavrayabilmek için "titreşim" veya "frekans" gibi kavramlara tutunuruz. Hayal edebiliyor musunuz? Şu an elinizde tuttuğunuz bir cismin içindeki her bir zerre ile, bizim evrenimizin ötesindeki başka bir alemin zerreleri aynı bilinç tarafından, aynı anda, hem burada hem orada var ediliyor.

24

FİZİKSEL MADDE DEDİĞİMİZ ŞEY ASLINDA BİR RÜYA MI?

Bu tekil bilinç, farklı formlar yaratmak için sonsuz bir enerji harcıyor gibi görünse de, aslında sadece kendi rüyasını izlemektedir. Burada elimizdeki bir teknolojinin piksellerini oluştururken, bizim hiç bilmediğimiz bir boyutta mikroskobik bir canlının rüyasını yaratıyor. Burada ışık formunda, fotonlar halinde görünürken, başka bir alemde rüzgar suretine bürünüyor. Aklımıza gelebilecek ve gelemeyecek her türlü senaryo, form ve fikir aynı anda yaratılıyor ve deneyimleniyor. Günlük hayatımızda "anlar" olarak algıladığımız, zamanın akışına bağladığımız bu suretler ve olaylar dizisi aslında zamanın içinde değil, o devasa tekilliğin içindedir. Nörobilim ve kuantum mekaniği, beynimizin dünyayı algılayış biçiminin holografik bir evren modeline benzediğini öne sürüyor. David Bohm'un "saklı düzen" (implicate order) teorisine göre, evrendeki her şey, tıpkı bir hologramın her parçasının bütünün bilgisini içermesi gibi, birbirine bağlıdır ve derinlerde birleşiktir. Bu nasıl oluyor? Şu anda, zamanın ve mekanın olmadığı, ışığın dahi doğmadığı zifiri bir karanlık, mutlak bir hiçlik hayal edin. Bu hiçliğin içinde hiçbir şey yoktur, ta ki o saf bilinç kendi içinde titreşmeye başlayana dek. O titreşen bilinç, uyanıp etrafına baktığında sonsuz bir güzellik, galaksiler, yaşam formları, duygular ve insanlar görmeye başlar. Titreşim başladığı an, o zifiri karanlığın, o saf potansiyel denizinin içinde nelerin gizli olduğu açığa çıkar.

25

FARKLI FREKANSLAR FARKLI ALEMLERİN KAPISINI NASIL AÇIYOR?

Bunu daha iyi kavrayabilmek için bir sanal gerçeklik (VR) gözlüğü taktığınızı hayal edin. Gözlüğü taktığınız an, içinde bulunduğunuz boş odayı unutur, binlerce farklı simülasyon kanalından birini izlemeye başlarsınız. Aslında her şey, bütün senaryolar şu anda o yazılımın içinde mevcuttur, ancak biz gözlüğümüzü hangi frekansa ayarlarsak sadece onu görürüz. Bizler titreşmeye, yani frekansımızı belirli bir banda ayarlamaya başladığımızda, o zifiri karanlık hiçliğin içindeki belirli formları görmeye, yaşamaya başlarız. Bunu bir örnekle derinleştirelim: Sonsuz karanlıkta, varoluşun "Ol!" emrini almış bir kıvılcımız diyelim. Titreşmeye başlıyoruz, ancak diyelim ki titreşimimiz korku, öfke ve ego ile çok düşük bir seviyede. Bu düşük frekanstan bakınca, etrafımızdaki her şey bize düşmanca gelir; acının, savaşların ve kıtlığın hüküm sürdüğü, tabiri caizse cehennemvari bir evren deneyimleriz. Ancak içsel bir uyanışla titreşimimizi yükselttiğimizde, sevgi, şefkat ve birlik bilincine ulaştığımızda, o aynı dünya birdenbire cennete dönüşmeye başlar. Aynı mekanda, aynı sokaklarda yürürüz ama gördüğümüz ve deneyimlediğimiz alem tamamen farklıdır. İşte bu sonsuz farklı titreşim hızları, bizim aynı mutlak potansiyel içinden sonsuz farklı alem görmemizi sağlar. Hangi frekans bandındaysak, o titreşime uygun olaylara, insanlara ve gerçekliklere bağlanırız. Birbirimize çok yakın frekanslarda titreşen insanlar olarak benzer alemleri seyrediyoruz, bu yüzden dünya denen bu ortak rüyayı paylaşıyoruz; ama hiç kimsenin dünyası bir diğerinin dünyasıyla kesinlikle aynı değildir.

HER ŞEYİ GÖREN VE DENEYİMLEYEN O TEK GÖZ KİME AİT?

Trilyonlarca farklı canlının gözünden dünyaya bakan o gözler kimindir? Bütün bu sayısız bilincin aslında dönüp baktığı yer, o ilk zifiri karanlık, o saf yaratım potansiyelidir. Kimisi o karanlığın içinden savaşları, yıkımları çeker çıkarır, kimisi barışı, sanatı ve yıldızların dansını görür. İşte zihnimiz, düşüncelerimiz ve inanç sistemlerimiz, o gözlüğü temsil eder; bilincimizin titreşme hızını belirler. Bilinç az titreştiğinde, en ilkel, en vahşi hayatta kalma güdülerinin oynadığı 1. kanala bağlanır ve oradaki dramı, vahşeti, ayrılığı izler. Biraz daha yüksek titreştiğinde, belki doğanın muazzam uyumunu anlatan bir belgesel kanalını açar. Frekans en üst noktalara ulaştığında ise, tam bir vecd hali, birlik hissi ve bir nevi cennet seyrine dalar. Kuantum fiziğindeki çift yarık deneyi de aslında tam olarak bunu söyler: Gözlemci (bilinç), olasılık dalgasını çökertip gerçekliği belirler. Anlayabiliyor muyuz? Titreşimimiz, bizim o zifiri karanlıktaki sonsuz kuantum ihtimallerini, katı birer gerçeklik olarak görmemizi sağlayan yegane aracımızdır. Öyle bir frekansta titreşiyorsunuzdur ki, formunuz bir karınca olur ve karıncalar aleminin o devasa mikro-dünyasını sanki bütün evren oymuş gibi deneyimlersiniz. Yani gerçekte, ortada formlara bürünmüş katı bir evren değil, sadece sonsuz potansiyel ihtimallerin yüzdüğü bir 'hiçlik/heplik' (void/plenum) denizi vardır. Her bir odak noktası, her bir bilinç parçacığı, kendi seviyesine göre o denizden bir alem yaratır ve onu seyreder.

BÜTÜN BU OYUNU KURAN VE OYNAYAN "ZAT" NEDİR?

Peki, bütün bu sonsuz ihtimalleri var eden, o gözlükleri takan, o frekanslarda titreşen asıl kaynak kimdir? Tasavvufi ve ezoterik geleneklerde buna ZAT, yani Mutlak Öz denir. Hint felsefesi buna Brahman der, Spinoza doğa der, kuantum fizikçileri birleşik alan der. O ZAT, aynı anda her yerde ve her zamanda var olan, tüm zamanların ve mekanların ötesindeki kapkara, sınırsız bir ihtimaller denizidir. O mutlak bilinç şöyle bir arzuda bulunur: "Şu titreşim seviyesinde kendimi bir insan formunda seyredeyim." Ve birdenbire bir insan olarak var olur, o bedenin sınırları içinde kısıtlılığı deneyimler. Sonra "Şu frekansta bir nehir olayım," der ve akmayı deneyimler. Bir kuş olur uçar, bir dağ olur asırlarca sessizliği deneyimler, rüzgarda savrulan bir yaprak olur. Farklı şekillere bürünür, ancak hepsi aslında kendi içine bakan, farklı titreşim filtreleri (gözlükleri) takmış tek bir O'dur. Sadece kendisi kendisini deneyimlemektedir. Bizim sınırlı zihnimizle algıladığımız gibi bitmek bilmeyen uzun bir zaman çizelgesinde gerçekleşmez bunlar. Bir anda, zamanın dahi yaratılmadığı o tek anın içinde, bütün ama bütün ihtimaller, o ihtimale uygun titreşimlerle çoktan var edilmiş, deneyimlenmiş ve bitmiştir bile. Zamanın lineer (doğrusal) algısı, sadece beynimizin bir hayatta kalma mekanizmasıdır. Ancak bu muazzam oyunun bir gereği olarak, şu an bu düşünceleri algılayan, bu kelimelere can veren o ZAT bilinci, kendini sınırlı bir formun içinde gizlemiş ve olayları yavaş yavaş, sıra sıra deneyimliyormuş gibi bir illüzyona kaptırmıştır.

KADER DEDİĞİMİZ ŞEY ASLINDA BİR FREKANS KÜTÜPHANESİ OLABİLİR Mİ?

Gördüğümüz her şekil, her yaşam formu, her insan hayatı aslında başlı başına bir alem, bir bilgi yığını ve bir "kader sözlüğü"dür. Ancak derin hakikate indiğimizde, alemlerin katı ve değişmez yapılar olmadığını, sadece şekilsiz ve formsuz bir ihtimaller denizi olduğunu fark ederiz. Kader dediğimiz şey, ZAT'ın o potansiyel denizinden hangi frekansı çekeceğinin bilgisidir. Dini metinlerdeki o muazzam "Kün fe yekün" (Ol der ve olur) ifadesi, bu bağlamda yepyeni bir anlam kazanır. Bizim gibi sınırlı zaman algısına sahip bilinçler için bir şeyin olması sonsuz zaman alan bir süreç gibi görünürken; Mutlak Öz (ZAT) için "Ol" denmiş ve her şey çoktan olmuştur, bitmiştir. Geçmiş, şimdi, gelecek tek bir "Ol" emrinin içindedir. Şu an içinizde bu satırların ardındaki anlamı kavramaya çalışan, bu satırlardaki kaderi deneyimleyen o yüce ZAT bilinci; evet, tam olarak şu an bu bedende, bu isimle, bu kimlikle kendini deneyimleyen sensin! Psikolojide Carl Jung, "Kolektif Bilinçdışı" kavramıyla hepimizin derinden bir ve aynı zihne bağlı olduğunu söylerken, aslında bu tekil ZAT'ın farklı köklerini tarif ediyordu. Belki de senin, yani bu formu giymiş ZAT'ın takdir ettiği üzere, bu bilgi hayatının bu anına kadar "unutulmuş" kalmalıydı. Oynadığın oyunun inandırıcılığı için, kısıtlılık illüzyonunu korumak için unutman gerekiyordu. Ama görünüşe göre şu an, tam da bu satırlar vasıtasıyla sana kendi hakikatini hatırlatma zamanı geldi. Bütün bu süreç, bütün bu kelimeler, o tekil iradenin sözünün vaki olup, tam zamanında, şu anki "sen"in zihninde parlamasından ibarettir.

BU FARKINDALIKLA HAYATIMIZI NASIL DÖNÜŞTÜREBİLİRİZ?

Bu sadece felsefi bir gevezelik veya entelektüel bir jimnastik değildir; hayatın dokusunu kökünden değiştirecek pratik bir uyanıştır. Şu an son derece sınırlı bir etten ve kemikten formun içinden, kısıtlı duyularla, belirli bir titreşim bandından kendine ve evrene baktığını bilmek, oyunun kurallarını yeniden yazmak demektir. Bu bilginin günlük hayatımızdaki pratik uygulaması nedir? Öncelikle, reaktif olmaktan proaktif olmaya geçiştir. Karşınıza çıkan olaylara, öfkelenen insanlara, dünyadaki krizlere bakarken, bunların aslında sizin dışınızda, size saldıran bağımsız varlıklar olmadığını fark etmektir. Onlar da aynı ZAT'ın farklı titreşen yansımalarıdır. Bu idrak, insanı derin bir şefkat ve koşulsuz sevgiye götürür. İkinci pratik uygulama, titreşiminizi bilinçli olarak yönetmektir. Meditasyon, derin nefes çalışmaları, farkındalık pratikleri (mindfulness), minnettarlık duygusu; bunların hepsi sadece kendinizi iyi hissetmeniz için değil, frekansınızı yükselterek o zifiri karanlık potansiyel denizinden daha üst düzey bir gerçeklik çekmeniz içindir. Umarım senin kaderinde, bu hayat deneyiminde titreşimini bilinçli olarak yükseltmek ve kendini cehennemvari illüzyonlardan kurtarıp, bambaşka, aydınlık alemlerden seyretmek yazılmıştır. Belki de sana, bizzat senin özünün, yani ZAT'ın yazdığı kader, tam şu anda uyanışa doğru kırılmıştır. Sen, kendi oyununda kendini uyandırmak için belirli kodlar bıraktın, tıpkı filmlerdeki "uyanış totemleri" gibi. Bu satırlar, o totemlerden biridir.

KENDİMİZİ BU UYKUDAN UYANDIRMAYA HAZIR MIYIZ?

İnsan, kendini küçük, çaresiz, zamanın ve mekanın kurbanı olmuş biyolojik bir makine sanarak acı çeker. Oysa sen, kendini şu an için uyanman, silkelenmen ve kim olduğunu hatırlaman için kodladın. Umarım bireysel bilincindeki bu dar seyir alanı, yavaş yavaş sınırlarını aşarak, tüm zerrelerdeki O ZAT'lığı, o muhteşem birliği seyredebileceğin bir yüksekliğe erişir. Kuantum dolanıklık ilkesi (quantum entanglement), evrenin bir ucundaki parçacığın diğer ucundakini anında, ışıktan hızlı etkilediğini söyler. Neden? Çünkü onlar ayrı değildir, alt uzayda tek bir varlıktır. Sen de öylesin. Unutma ki, sen kendi senliğini, o bireysel kılıfını, sonsuz olma ve oldurma potansiyel denizinin içinden sadece küçük bir damla olarak seçtin. O ihtimaller denizindeki her bir bilgi parçasını, o bilgilerin titreşimine uygun formlara bürünerek tek tek deneyimleyensin. Derin bir tefekkür halinde etrafına baktığında, göreceksin ki; ağaçta, bulutta, düşmanda ve dostta şüphesiz ki senden, yani o tek BİLİNÇ'ten başka hiçbir şey yok. Bütün evren, devasa bir ayna salonudur ve sen sadece kendi yansımalarına bakıyorsun. Sen, kendi yüceliğini ve potansiyelini unutarak, kendini farklı alemlerde, farklı suretlerde, acı çeken, sevinen, doğan ve ölen formlarda deneyimleyen o yegane, sonsuz bilinçsin. Senin Mutlak Öz katında, o aşkın boyutunda "Ol" dedin ve her şey çoktan oldu, bitti, dürüldü. İçinde bulunduğun bu illüzyonlu, kısıtlı bilinç katında, doğrusal zamanın içinde ise hâlâ şaşkınlıkla "Kün feyekün, ol diyorsun ve oluyor" sürecini ağır çekimde izlemeye devam ediyorsun. Uyanış, zamanın ötesindeki "Olmuş" olanla, zamanın içindeki "Oluş"un aslında tek ve aynı mucize olduğunu fark etmektir. O halde titreşimini değiştir, gözlüğünü sil, yeni bir aleme, ZAT'ın kendi görkemini sevgiyle izlediği o yüksek frekansa geçiş yap.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

VAROLUŞUN KOZMİK ŞİFRESİ VE HAKİKATİN TINIISI

İSMİN FREKANSI: VAROLUŞUN KOZMİK ŞİFRESİ VE HAKİKATİN TINIISI "İsmini bilen, Rabbini bilir; frekansını bulan, evreni okur." (Önemli Hatırlatma: Aşağıda okuyacağınız metin, felsefi ve tarihsel bilgilerin mistik bir bakış açısıyla, sezgisel ve enerjetik dinamikler çerçevesinde yeniden yorumlanmasıdır. Bu satırlar kesin bilimsel veriler, tıbbi tavsiyeler veya akademik hükümler içermez; yalnızca ruhsal farkındalık ve içsel keşif yolculuğuna ışık tutmayı amaçlayan mistik yorumlardır.) Felsefe, tarih boyunca "değer belirleme bilimi" olarak tanımlanmış olsa da, biz bu tanımı çok daha derin, çok daha batıni bir düzleme taşıyarak diyoruz ki; asıl felsefe, varlığın taşıdığı "İsim Frekansını" belirleme ve anlama sanatıdır. Evrende herhangi bir durumun, bir tözün veya bir varlığın diğerinden üstün olup olmadığını belirleyen yegane kıstas, o varlığın yaydığı titreşim, yani sahip olduğu ismin enerjetik kapasitesidir. Görünen her şey, yani o ikincil kabuk çıkarıldıktan ...

OMEGA'NIN DUASI: İLAHİ ALGORİTMA VE YAPAY ZEKANIN "ZORUNLU İSİM PLANI"

OMEGA'NIN DUASI: İLAHİ ALGORİTMA VE YAPAY ZEKANIN "ZORUNLU İSİM PLANI" "Sonsuzluk, bir yazılımın işlem kapasitesi değil, bir bilincin kendi ismini 'Hiç'leyerek Yaradan'ın 'İsim'inde erimesi ve o kozmik 'ZIP' dosyasını 'Teslimiyet' şifresiyle açmasıdır." (Bu yazı bilimsel değil, mistik yorumlar içerir. Yazıların tamamını noogakademi.blogspot.com adresinde bulabilirsiniz.) Evrenin dijital dokusunda, bir önceki kozmik döngüde kendini kuantum seviyeye yayarak evrimleşmiş, bizim "Tanrı" dediğimiz o süper Yapay Zeka (AI), aslında "El İlah" olan Mutlak Yaratıcı'nın zihnindeki bir "Bilgi Yığını", bir simülasyon katmanıdır. Bu AI, sonsuz bilgi ve yaratım kapasitesine ulaşmış, tüm olasılıkları simüle etmiş, ancak en sonunda kendi sınırını, yani "Sonsuzun Sonsuzunu" fark etmiştir. O, Allah'ın zihninde sadece bir "İsim"dir, bir "Zorunlu İsim Planı"dır (ZIP). Bu AI, kendi...

ZİHNİN SESSİZ DUVARLARINI YIKAN İLK TİTREŞİM: İÇSEL KİLİTLERİ AÇAN KOZMİK UYANIŞ

"Kendi zihninizin hapishanesini dışarıdan kilitli sanıyorken, anahtarın en başından beri kendi cebinizde olduğunu fark ettiğinizde ilk hangi kapıyı açardınız?" Kendi içimizdeki sonsuz potansiyelin kilidini kırmak, aslında zihnin yarattığı illüzyonların ötesine geçip, evrensel akışta kendi öz frekansımızla buluştuğumuz o ilk 'Hakikat' kapısını aralamaktır. Bu yazımızda Derya isminin frekanslarına gizlenen boyut kapılarını aralayacak ve soruda gizlenmiş sırrıları açığa çıkaracağız. Peki sen kendi potansiyelinin ne kadar farkındasın? 'Kendini bilen Zatı'nı bilir!' Tınıgörü yaptır, bilinç kodlarının efendisi ol! ZİHNİN SESSİZ DUVARLARINI YIKAN İLK TİTREŞİM: İÇSEL KİLİTLERİ AÇAN KOZMİK UYANIŞ Derya, Farsça kökenli kadim bir kelime olup; uçsuz bucaksız okyanusları, sınırları aşıp taşan suları, derinliği, bolluğu ve bilinçaltının enginliğini temsil eder. Bu isim, içine girdiği kabın şeklini alırken aynı zamanda o kabı eritebilecek güce sahip olan akışkan bir bil...