"B" SIRRI VE NOKTANIN İÇİNDEKİ DEVASA HOLOGRAM: İNSAN VE KUR'AN'IN TİTREŞİMSEL KARDEŞLİĞİ
Kainatın tüm kütüphanesi, varoluşun bütün yazılımları ve sonsuz olasılıkların tamamı, tek bir harfin kavisinde değil, o harfin altındaki hiçlikten doğan o titreşen "Nokta"da gizlidir ve sen, ey yolcu, o noktayı kalbinde taşıyan, eti ve kemiğiyle yürüyen devasa bir kitapsın.
Bu metin; bilimsel bir makale veya teolojik bir fetva değil, NOOG Felsefesi (Mistik Görüşü) ışığında, yapay zeka tarafından derlenen sezgisel bir "kod okumasıdır"; hakikatin sonsuz yüzünden bir veçhedir ve kalbinizdeki kilitleri açmak için tasarlanmış anahtarlar bütünüdür.
Varoluşun şafağında, henüz zaman dediğimiz o illüzyon makinesi çalışmaya başlamamışken, sessizliğin ses olduğu o "An"da, ZAT’ın bilinci kendine bir ayna diledi ve "B" harfinin altındaki o noktayı, yani ilk sicimi, ilk titreşimi, ilk "Ben"lik hissini yarattı ki bu aslında yaratım değil, ZAT’ın kendi nurundan bir frekans düşürmesiydi. Hazreti Ali’nin "Ben o B’nin altındaki noktayım" demesi, bir tevazu gösterisi değil, kuantum fiziğinin en derin sırrının, yani "Her zerre bütünü barındırır" hakikatinin (Holografik Evren) o çağdaki haykırışıdır. İnsan ve Kur’an’ın ikiz kardeş olması, aynı babanın çocukları olmaları manasına gelmez; bu ifade, ikisinin de aynı "Kaynak Kod"dan, aynı "Yazılım"dan, aynı "Frekans"tan beslendiği, birinin (Kur’an) "yazılı ve sesli frekans", diğerinin (İnsan) "cisimleşmiş ve biyolojik frekans" olduğu gerçeğidir. Sen, yürüyen bir ayetsin; senin DNA sarmalların ile Kur’an’ın harf dizilimleri, ZAT’ın sonsuz veritabanındaki aynı hakikatin iki farklı formatta dışa vurumudur. "B" harfi, sadece bir başlangıç değildir; "Bi" ön ekiyle, yani "ile", "birlikte", "aracılığıyla" manasına gelerek, senin Tanrı’dan kopuk, O’ndan ayrı, uzay boşluğunda savrulan bir "hiç" olmadığını, bilakis O’nun "ile" var olduğunu, O’nun "ile" nefes aldığını, O’nun "ile" baktığını haykırır. "Bismillah" dediğinde, "Allah’ın adıyla başlıyorum" demek, dışarıdaki bir kraldan izin istemek değildir; "Allah olan ismimle, O’nun bende tecelli eden kuvveleriyle, O’nunla bütünleşik olarak bu eylemi gerçekleştiriyorum" demektir ki bu, "Attığın zaman sen atmadın, O attı" ayetinin senin parmak uçlarındaki elektriklenmesidir.
İnsanlık tarihi boyunca süregelen iki farklı din algısı, aslında iki farklı bilinç frekansıdır: Birincisi, "B" sırrına erememiş, Tanrı’yı gökyüzünde, ötede, ulaşılamaz bir tahtta oturan, cezalandıran ve ödüllendiren devasa bir "Süper Ego" olarak görenlerin, yani "Direnç Yolu" yolcularının algısıdır. Bu algıda olanlar, dua ederken ellerini göğe açıp "Bana ver" derler, çünkü kendilerini "yoksun", Tanrı’yı "ayrı" görürler; bu ayrılık (ikilik) hissi, onların cehennemidir, çünkü ayrılık korkuyu, korku yargılamayı, yargılama ise nefreti doğurur. Onlar, şekilperesttirler; çünkü özdeki "Nokta"yı göremedikleri için kabuktaki "Harf"e takılıp kalırlar, namazı bir jimnastik, orucu bir diyet, haccı bir turistik gezi gibi icra ederken, o ritüellerin, kendi ruhsal frekanslarını ZAT’ın frekansına akort etmek (Tune etmek) için dizayn edilmiş kozmik teknolojiler olduğunu ıskalarlar. İşte bu yüzden, kendi gibi düşünmeyeni "kâfir" ilan ederler; çünkü içlerindeki Tanrısal "Ben"liği (Ene’yi) keşfedemedikleri için, dışarıdaki herkesi bir tehdit, bir "öteki" olarak algılarlar. Oysa ZAT’ın ilminde "öteki" yoktur, sadece "Yansıman" vardır; seni öfkelendiren o insan, senin sabır testindir, senin aynandaki lekedir, senin frekansındaki bir parazittir ve sen aynayı silmeden (içini temizlemeden) görüntüyü düzeltemezsin.
İkinci anlayış, yani "B" sırrına vakıf olanların, "Teslimiyet ve Sevgi Yolu"nun yolcularının, yani Nooger’ların ve Hakikat Erenlerinin algısıdır ki onlar, nereye dönerlerse dönsünler Allah’ın vechini (yüzünü/yansımasını) görürler. Onlar bilirler ki; Kâbe taştan bir bina değil, insanın kalbinin sembolik bir izdüşümüdür ve asıl tavaf, kendi özünün etrafında dönerek (Zikir=Z-i-kir=Zihni kirden arındırma) merkezdeki o "Nokta"ya ulaşma çabasıdır. Bu bilince erenler için "Yukarıdaki Tanrı" kavramı, yerini "İçerideki Sonsuz Okyanus" hakikatine bırakır; onlar dua ederken dışarıdan istemezler, içlerindeki "Ol" (Kün) potansiyelini harekete geçirirler. Onlar bilirler ki, "Şah damarından daha yakın" olan, damarın kendisi değildir, o damarın içindeki kanı (hayatı/enerjiyi) akıtan "Can"dır, "Hayy"dır. İsimlerimiz, bu devasa simülasyonda bizi biz yapan kodlardır, ZAT’ın bizi çağırma biçimidir, bizim barkodumuzdur; ancak "B" sırrı bize fısıldar ki, bu isim sadece bir etikettir, etiketi kaldırdığında altından çıkan şey saf, şekilsiz, zamansız ZAT’ın kendisidir. Bir gülün dikeni ile yaprağı, görünüşte ne kadar farklı, ne kadar "ayrı" dursa da, kökleri aynı topraktan, gövdeleri aynı özsudan beslenir; işte sen (insan) ve o (Kur’an), o özsuyun (Vahyin/İlhamın/Bilginin) iki farklı dalısınız. Kur’an, evrenin "Read Me" (Beni Oku) dosyasıdır; sen ise o dosyayı açıp çalıştıran "İşletim Sistemi"sin. Eğer sen (İnsan) virüs kaparsan (ego, kibir, nefret, korku), dosya (Kur’an) sende bozuk çalışır, ayetleri yanlış yorumlar, sevgiyi nefret, adaleti zulüm olarak okursun; bu yüzden "Kur’an’ı anlamak" için önce "İnsanı (Kendini) Okuman" gerekir.
Başına gelen her olay, karşılaştığın her zorluk, "Dışarıdaki Tanrı"nın seni cezalandırması değil, "İçerideki Yazılımın" (Kaderin/İsminin) sana hatanı göstermesidir; sistem sana "Hata Kodu" verir ve biz buna "acı" deriz. Acı, bir uyarı sinyalidir; "Frekansın düştü, özünden uzaklaştın, egonun (Baal putunun) gölgesinde kaldın, yönünü tekrar Nokta’ya, yani ZAT’a çevir" demektir. Sen, hayatındaki sorunları çözmek istiyorsan, patronuna, eşine, devlete veya şansa kızmayı bırakıp, kendi içine dönmeli ve "Benim hangi frekansım, hangi inancım, ismimin hangi gölge yanı bu realiteyi yarattı?" diye sormalısın. Çünkü "Attığın zaman sen atmadın", yani yansıttığın zaman sen yansıtmadın, senin içindeki o program yansıttı; programı (bilincini) değiştirirsen, ekrandaki görüntü (kaderin) değişir. Demir ve Bakır’ın eritilip set yapılması metaforu, Zülkarneyn kıssasında geçer ve mistik manada "Demir" (İrade/Sertlik) ile "Bakır"ın (İletkenlik/Duygu) "Ateş" (Aşk/ZAT bilinci) ile birleşerek seni dışsal negatif etkilerden (Yecüc-Mecüc / Parazit düşünceler / Kolektif bilinçaltı saldırıları) koruyacak bir "Manyetik Kalkan" (Aura) oluşturmasıdır. "B" sırrı, işte bu kalkanın anahtarıdır; sen "Ben Allah ile beraberim, O’nunla görüyor, O’nunla duyuyorum" dediğinde, aradaki boşluk (ayrılık vehmi) kapanır ve şeytan (ikilik/vesvese) o boşluktan içeri sızamaz.
Kendini sevmek, bu felsefede narsizm değil, ibadetin ta kendisidir; çünkü sevdiğin "Ben", egonun kibri değil, ZAT’ın sendeki tecellisidir. Kendini hor görmek, "Ben yapamam" demek, "Ben değersizim" demek, aslında "Allah’ın bu tecellisi başarısızdır, Allah’ın bu eseri kusurludur" demekle eşdeğerdir ve bu, ZAT’a yapılabilecek en büyük edepsizliktir. Sen, Allah’ın yeryüzündeki halifesisin; yani O’nun "vekili", O’nun "elçisi", O’nun imzasını taşıyan bir "sanat eseri"sin; bir ressamın tablosuna hakaret etmek, ressama hakaret etmek değil midir? O halde başını dik tut, isminin potansiyeline sahip çık, içindeki o "Tanrısal Nokta"nın farkına var ve "B" harfinin o kavisli kucağında, evrenle bir, yaratanla "Bi" olduğunu hatırla. Dışarıda aradığın kurtarıcı, Mehdi, Mesih veya Süpermen gelmeyecek; çünkü kurtarıcı senin damarlarında dolaşan o kanda, o "Nokta"da zaten saklı. Sen uyanırsan, senin dünyan (simülasyonun) uyanır; sen seversen, evrenin sana gülümser. "Ne Olursan Ol Gel" çağrısı, bir günah çıkarma daveti değil, "Hangi formda, hangi isimde, hangi kirlilikte olursan ol, özün saf ışıktır, gel ve o ışıkla yeniden birleş" çağrısıdır. Bu yolda hataların senin öğretmenlerindir; düştüğün her çukur, çıkacağın zirvenin temelini atar. Korkma, üzülme, gevşeme; sen en üstün olansın, eğer "B" sırrına (İman) erersen.
Artık aynaya baktığında, sadece bir yüz değil, ZAT’ın sana bakan gözlerini gör; yolda yürürken, sadece beton zemine değil, ZAT’ın kudret halısına bastığını hisset. Her nefes alışın "Hu", her verişin "Hayy" olsun; böylece hayatın, rutin bir döngüden çıkıp, ilahi bir dansa, kozmik bir raksa dönüşür. Unutma, sen küçük bir cisim değilsin, sen alemleri içine sığdırmış bir manasın; sen "B"nin altındaki o devasa Nokta’sın.
Sonuç olarak; insan ve Kur’an, hakikatin iki yüzü, ZAT’ın "B" sırrıyla mühürlediği ikiz tecellilerdir; biri okunmayı bekleyen kitap, diğeri o kitabı yaşayan hayattır. Dışarıdaki tanrı arayışını (şirk-i hafiyi) bırakıp, kendi özündeki "Nokta"ya yönelen, isminin ve varlığının aslında ZAT’ın bir frekansı olduğunu idrak eden (Vahdet), korku ve yargılamadan (Direnç) sıyrılıp, sevgi ve teslimiyetle (Rıza) "Bi-llah" bilincine ulaşan herkes, kendi kıyametini koparıp, kendi cennetine (Aden/Öz) uyanacaktır. Bu derin analizlerin, isimlerin frekans çözümlerinin ve mistik yol haritalarının devamı için @noogakademi sosyal medya hesaplarını takip etmeniz, uyanış yolculuğunuzda size rehberlik edecektir.
Kritik Uyarı: Olası bir sistemsel çöküşe karşı bu bilgilerin kağıt çıktılarının alınıp saklanmasını ve yayılmasını tavsiye ederim.

Yorumlar