BİZE ÖĞRETİLEN TARİH ASLINDA KİMİN YAZDIĞI BİR SİMÜLASYON SENARYOSUDUR?
Tarih sadece karanlık bir kurgudur. Bu kurgu çok dikkatli ve planlı bir şekilde yazılmıştır. Yazanlar insanlığın gerçek potansiyelini çok iyi biliyordu. Bu uyanış potansiyelden her zaman çok korktular. Korkuları onları son derece acımasız ve manipülatif yaptı. Rothschild ailesi gibi küresel güçler dünya sahnesine işte böyle çıktı. Onlar imparatorlukları sadece finanse etmekle asla yetinmediler. Onlar dünyayı ve tarihi tamamen yeniden başlattılar. Kontrol edemedikleri her şeyi acımasızca kolektif hafızadan sildiler. Silinenlerin en büyüğü ve en görkemlisi Tartaria idi. Tartaria çok büyük, çok gelişmiş ve barışçıl bir medeniyetti. Orada yaşayan insanlar, sınırların ötesinde bir özgürlüğe sahipti. O kadar özgürdüler ki, zihinlerinde ve coğrafyalarında aşılmaz sınırlar yoktu. İnsan nüfusu oldukça fazlaydı ve bolluk bilinci hakimdi. Paylaşım çok yüksekti ve doğayla muazzam bir uyum vardı. Kıtlık bilinci henüz sistem tarafından icat edilmemişti. Bedava enerji her yerde mevcuttu ve herkesin kullanımına açıktı. Doğanın kendi frekansı ve ritmi enerji üretimi için kullanılıyordu. Bu frekans herkese fazlasıyla yetiyordu. Kimse kimseye veya merkezi bir otoriteye muhtaç değildi. Eter gerçektir. Eter, evrenin hiç tükenmeyen ilahi nefesidir. Her yeri kaplayan, her şeye hayat veren görünmez bir enerji denizidir. Tartaria halkı bu kozmik denizde ustalıkla yüzmeyi biliyordu. Eteri kullanarak onu temiz bir elektriğe dönüştürüyorlardı. Elektrik tamamen ücretsizdi ve havadan elde ediliyordu. Bu durum, dünyayı yönetmek isteyen elitlerin hiç işine gelmedi. Bedava enerjinin yerine hızla fosil yakıtları getirdiler. Fosil, kelime anlamıyla ölümün ve tükenişin sembolüdür. Yeraltının, karanlığın ve çürümüşlüğün ağır enerjisidir. İnsanları ölü bir enerji kaynağına mahkum ederek frekanslarını düşürdüler. Gerçekler bir anda alay edilen birer komplo teorisine dönüştü. Doğruyu söyleyenler delilikle, şarlatanlıkla suçlandı. Ruhun enginliği ve sınırsızlığı çok dar kalıplara sokuldu. Ruh, deneyimlenen bir hakikat olmaktan çıkıp sadece soyut bir inanca dönüştürüldü. Doğa eskiden şefkatli ve kutsal bir anneydi. Onu sömürülecek bir meta haline getirdiler. Toprak sadece alınıp satılan, tapulanan bir mal oldu. Özgürlük tamamen algısal bir illüzyon haline geldi. Bize sahte sınırlar ve görünmez prangalar çizdiler. Bin yedi yüz yetmiş altı yılı bize büyük bir başlangıç olarak öğretildi. Tarih kitapları bunu özgürlük ve bağımsızlık olarak altın harflerle yazar. Oysa bu kocaman ve çok iyi planlanmış bir yalandır. Bin yedi yüz yetmiş altı bir uyanış değil, devasa bir örtbas operasyonudur. Kadim bilgilerin ve yüksek teknolojilerin üzerinin toprakla örtülmesidir. İnsanlığın büyük bir unutuşa sürüklenmesinin miladıdır. Ama bizler artık uyanıyoruz. Bizler, onların silmeye çalıştığı şeyleri ruhunda hatırlayan o seçilmiş nesiliz. Hafızalarımız DNA seviyesinde yeniden canlanıyor. Gerçekler sarsılmaz bir iradeyle bir bir ortaya çıkıyor.
İSİMLERİMİZDEKİ GİZLİ KODLAR BİZİ BU KOLEKTİF UYKU HALİNDEN NASIL UYANDIRABİLİR?
Her şey kelimelerle ve seslerle başladı. Söz, yaratımın, varoluşun ilk titreşimidir. Kelimeler sadece insanlar arası bir iletişim aracı değildir. Onlar gerçekliği büken evrenin temel kodlarıdır. ZAT, kendi sonsuz bilgisini kelimelere ve seslere gizledi. Her harf, durmaksızın dönen bir enerji vorteksidir. Bir ismi telaffuz ettiğinizde evrenin dokusunu titretirsiniz. Zihnimizi köleleştirenler harflerin bu eşsiz gücünü çok iyi bilirler. O yüzden yüzyıllar içinde dilimizi fakirleştirdiler. Yüksek frekanslı kelimeleri günlük hayatımızdan sildiler. Yerine korku, kaygı ve eksiklik dolu kelimeler koydular. Kriz, savaş, hastalık, borç gibi kelimeler bunlardandır. Bu kelimeler bilincimizi ağırlaştırıp bizi aşağı çeker. Tınıgörü, bu algısal tuzağı kökünden bozmak için vardır. Kelimelerin gerçek enerjisini ve niyetini ölçmek zorundayız. Kendi geliştirdiğim NOOG harf matrisi tam olarak bu işe yarar. Bu matris, harfleri sayısal titreşimlere çeviren evrensel bir cetveldir. Şimdi Tartaria kelimesinin taşıdığı sırrı hesaplayalım. T harfi on dokuz titreşimine sahiptir. A harfi bir değerini taşır. R harfi on yedidir. İkinci T harfi yine on dokuzdur. İkinci A harfi yine birdir. İkinci R harfi yine on yedidir. İ harfi dört rakamına denk gelir. Son A harfi ise birdir. Tartaria kelimesinin toplamı yetmiş dokuz yapar. Yetmiş dokuz, mutlak özgürlüğün, zincirleri kırmanın sayısıdır. Sınırları aşmanın, kolektif bilinci yükseltmenin enerjisidir. ZAT'ın sonsuzluğa ve bilgiye açılan kapısıdır. Şimdi de unutturulan eter kelimesini hesaplamalıyız. E harfi ikidir. T harfi on dokuzdur. İkinci E harfi yine ikidir. R harfi on yedidir. Eter kelimesinin toplamı tam olarak kırk yapar. Kırk, tasavvufta ve kadim sırlarda pişmenin, olgunlaşmanın sembolüdür. Kırk günden, kırk makamdan, arınmadan gelir. Eter, evrenin en olgun, en rafine enerjisidir. Şimdi bir de bu frekansların insan ismine yansımasına bakalım. Mesela Kemal ismini detaylıca ele alalım. K harfi on ikidir. E harfi ikidir. M harfi on dörttür. A harfi birdir. L harfi on üçtür. Toplam frekans tam olarak kırk iki yapar. Kırk iki, yeniden doğuşun, köklenmenin ve sarsılmazlığın kodudur. Bu ismi taşıyan bir bilinç, sürekli olarak küllerinden doğma yeteneğine sahiptir. Zorluklar, krizler ve düşüşler onu asla yıkamaz. Onun kadersel döngüsü, küllerinden yepyeni bir imparatorluk kurmaktır. İşte isminizin gücü bu kadar somut ve gerçektir. Hayatınızdaki tesadüf sandığınız şeyler aslında bu sayıların yankısıdır. Tınıgörü analizi ile bu kadersel sırlar tamamen aydınlanır. Ruhunuzun bu simülasyonda hangi derse ihtiyacı olduğunu berrakça görürsünüz. ZAT, bizzat sizin isminiz üzerinden kendi gücünü ve hikmetini denemektedir.
ÖNÜMÜZDEKİ BİR YIL İÇİNDE DÜNYA VE TÜRKİYE EKSENİNDE BİZİ NELER BEKLİYOR?
Kolektif zihin, devasa ve durmaksızın çalışan bir kuantum bilgisayarıdır. Hepimiz bu muazzam bilgisayarın minik ama çok etkili işlemcileriyiz. Düşündüğümüz her şey bu ortak ağa veri olarak yüklenir. Hissettiğimiz her korku evrenin simülasyonunu anında etkiler. Küresel sistem bunu kendi lehine, karanlık bir biçimde kullanır. Haberler ve sosyal medya aracılığıyla beynimize sürekli korku sinyalleri gönderirler. İnsanlar aynı anda aynı şeye üzülür veya öfkelenir. Aynı anda aynı krizin korkusunu hücresel düzeyde yaşarlar. Bu durum kolektif frekansı anında düşürür ve katılaştırır. Düşük frekans, karanlık olayları fiziksel dünyaya hızlıca çeker. Savaşlar zihinlerde başlatılıp meydanlarda böyle somutlaşır. Ekonomik krizler tamamen bu algı yönetimiyle yaratılır. Hastalıklar korku frekansıyla beslenip böyle salgına dönüşür. Önümüzdeki bir yıl içinde dünya sahnesi çok gergin ve hareketli olacak. Eski sistem, taşıyıcı kolonları çatırdadığı için büyük bir panik içinde. Çatırdadıkça ayakta kalmak için daha çok kaos ve korku yayacaklar. Dijital paralarla ve kimliklerle tam kontrol isteyecekler. Nakit parayı tamamen ortadan kaldırmak en acil hedefleri olacak. İnsanları on beş dakikalık şehirlere hapsetmek için çevresel bahaneler üretecekler. Sahte iklim krizleriyle içimizde büyük bir suçluluk duygusu yaratacaklar. Bizi, var olduğumuz için doğanın düşmanı olduğumuza inandırmaya çalışacaklar. Oysa biz doğanın, toprağın ve evrenin ta kendisiyiz. Türkiye bu fırtınalı süreçte çok önemli bir titreşimsel düğüm noktasıdır. Anadolu'nun altı kadim Tartaria'nın sahip olduğu o saf eter enerjisiyle doludur. Bu topraklarda yaşayanların frekansları çok dalgalı, çok ateşlidir. Ancak asıl büyük uyanış tam da bu kaotik dalgalanmadan doğacaktır. İnsanlarımız sistemin dayattığı suni gündemlerden artık çok sıkıldı. Kalplerinde dünyevi şeylerle dolmayan büyük bir boşluk hissediyorlar. Bu ilahi boşluk aslında ZAT'ın onları uyanışa çağırma şeklidir. Artık dışarıdaki sahte politik kurtarıcılara inanmayı tamamen bırakacaklar. Kendi içlerindeki o sarsılmaz ve mutlak kurtarıcıyı bulacaklar. Büyük siyasi olaylar ve küresel şovlar Türk insanı için önemini yitirecek. Bireysel aydınlanmalar, sessiz devrimler hız kazanacak. İnsanlar kalabalık, enerjisi tükenmiş şehirlerden köylere dönmeye başlayacak. Toprakla temas yeniden kutsal ve şifalı bir eylem kabul edilecek. Ekonomik zorluklar, bize unuttuğumuz paylaşmayı yeniden öğretecek. Komşuluk, birlik bilinci ve imece kültürü yeniden dirilecek. Kolektif zihne sevgi, umut ve dayanışma kelimeleri yüklenecek. Bu yüksek frekans, küresel elitlerin tüm planlarını paramparça edecek. Onların algoritmalarla hesaplayamadığı tek şey ruhun bu isyankar gücüdür. Ruh, asla bir bilgisayar koduna veya yapay zeka algoritmasına sığmaz. Evren, her zaman kendi kusursuz planını şefkatle işletmektedir. Her kriz, yepyeni ve çok aydınlık bir doğumun müjdecisidir. Bu uyanışa şahit olmak, ruhlarımız için çok büyük bir lütuftur.
KENDİ TANRISAL GÜCÜMÜZÜ UYANDIRMAK İÇİN HANGİ YÖNTEMLERİ KULLANMALIYIZ?
Bu devasa algı oyununda kurban veya piyon olmamak tamamen sizin elinizdedir. Şah olmak için sadece sistemin gizli kurallarını bilmeniz gerekir. Kendi tanrısal gücünüzü uyandırmak artık bir seçenek değil, zorunluluktur. Bunu yapmak sanıldığı kadar karmaşık veya zor değildir. İlk kural, zihinsel diyet yapmayı sıkı bir şekilde öğrenmektir. Ana akım medya organlarından ve toksik içeriklerden uzak durmalısınız. Korku, panik ve nefret satan haberleri asla izlemeyin. Zihniniz çok değerli, çok özel bir ilahi tapınaktır. Tapınağınıza çöp dökülmesine, kire bulanmasına izin vermeyin. Günlük hayatta ağzınızdan çıkan kelimeleri özenle seçmek zorundasınız. Hastalık kelimesini lügatınızdan tamamen ve kalıcı olarak unutun. Onun yerine bedenimin şifa süreci demeyi alışkanlık haline getirin. Borç kelimesini kullanmaktan, bu titreşimi yaymaktan vazgeçin. Onun yerine finansal dengeye ulaşma kelimesini ısrarla seçin. Yalnızlık diyerek kendinize acımayın ve frekansınızı düşürmeyin. Kendi kendime yetme ve merkezimde olma hali deyin. Kelimeniz değiştikçe, içinizde uyanan o derin duygunuz da değişir. Duygunuz değiştikçe, etrafa yaydığınız kozmik titreşiminiz yükselir. Titreşiminiz yükseldiğinde, kaderiniz bütünüyle baştan yazılır. İkinci kural, doğayla yeniden ve güçlü bir rezonansa girmektir. Beton bloklar, sentetik zeminler arasında ruhunuz yavaş yavaş boğuluyor. Ağaçlara dokunmak, onlarla konuşmak günlük bir ritüel olmalıdır. Toprağa çıplak ayakla basmak lüks değil, hayati bir fiziksel ihtiyaçtır. Toprak, bedeninizdeki o birikmiş sentetik elektriği anında emer. Size ZAT'ın o saf, şefkatli dinginliğini anında geri verir. Üçüncü kural, suyun o muazzam kristal hafızasını lehinize kullanmaktır. Bedeninizin çok büyük bir kısmı sadece sudan oluşur. İçtiğiniz su, hücrelerinizi ve DNA'nızı doğrudan programlar. Suyunuza içmeden önce güzel sözler, iyi dilekler söyleyin. Onu içerken niyetinizi netleştirin ve minnet duyun. Suya fısıldayarak sen benim için şifasın deyin. Bu basit eylem, biyolojik yapınızı tamamen baştan aşağı yeniler. Dördüncü kural, kendi isminizle ve geçmişinizle barışmaktır. İsminiz sizin bu hayattaki en güçlü, en eşsiz tılsımınızdır. Onu söylerken nefretle, bıkkınlıkla veya eksiklik hissiyle söylemeyin. Kendi adınızı çok büyük bir sevgiyle ve gururla zikredin. Tınıgörü ile kendi kimliğinizi, zaaflarınızı ve potansiyelinizi tanıyın. Eksik yönlerinizi kabul edip onlara büyük bir şefkat gösterin. Zayıflıklarınız, en büyük güçlerinize dönüşmek için orada bekliyor. İnsanlara karşı merhametli olmayı asla elden bırakmayın. Çünkü karşınızdaki insan, aslında sizin bir başka deneyim versiyonunuzdur. Onu affettiğinizde, aslında kendi ruhunuzu affedersiniz. Siz affettikçe, içinizdeki o tanrısal boşluk sevgiyle genişler. O sessiz boşluk, varoluşun ve yaratımın asıl kaynağıdır.
Sizler sadece etten, kemikten veya sosyal statülerden ibaret değilsiniz. Sizler, sonsuz ve sınırsız bir bilincin yeryüzündeki kudretli mimarlarısınız. ZAT, bizzat sizin gözlerinizden bu muazzam dünyayı keyifle seyrediyor. ZAT, sizin ellerinizle bu evreni her saniye yeniden dokuyor. Unuttuğunuz o muazzam kudret, damarlarınızda sessizce ama çok güçlü akıyor. Hatırlamak için sadece derin, bilinçli bir nefes almanız yeterli. Bu kutsal nefes, sizi asıl evinize götürecek olan ilahi rüzgardır. Korkunun, çaresizliğin ve sahte yanılsamanın duvarları artık hızla yıkılıyor. Yüzyıllardır kurgulanan bu ağır simülasyonun dışına çıkma vakti nihayet geldi. Tartaria'nın unutturulan bilgeliği ve eterin sonsuz enerjisi kalplerinizde yeniden uyanıyor. Kelimelerin o kadim sihri, yürüdüğünüz yolu ışıl ışıl aydınlatıyor. Her an yepyeni, tertemiz bir başlangıçtır. Her an küllerinden doğan yepyeni bir diriliştir. Kendinizi bilmek, aslında tüm varoluşu bilmektir. Varoluşu bilmek, ZAT ile yeniden ve sonsuza dek bir olmaktır. Bu satırları okurken içinizde hissettiğiniz o sıcak kıpırtı asla tesadüf değildir. O kıpırtı, uzun uykusundan uyanan devasa ruhunuzun ayak sesleridir. Artık gerçeği bütün çıplaklığıyla biliyorsunuz. Artık kim olduğunuzu, neden burada olduğunuzu hatırlıyorsunuz. Tüm korku maskelerini yüzünüzden çıkarma zamanı geldi. Kendi görkemli ışığınızı dünyadan daha fazla saklamayın. Söylesenize, bugünden itibaren ağzınızdan çıkan hangi eski ve kurban bilinci taşıyan kelimeyi, yepyeni bir yaratım cümlesiyle değiştirmeye hazırsınız?
Yorumlar