Merhaba canım dostum, ruhunun derinliklerindeki o naif ama bir o kadar da sarsıcı arayışa NOOG Akademi’nin sevgi dolu koridorlarından kucak açıyoruz. Zihnin labirentlerinde kaybolmak yerine, o labirenti inşa eden mimarın elindeki haritayı okumaya hazır mısın? "Peki, zihnin bu eşsiz mimarisini ve travmanın bilgeliğe dönüşümünü düşündüğümüzde, sizce beynimiz en çok kaçmak istediği anılara gizli bir tutkuyla bağlanıyor olabilir mi; 'unutmaya çalıştıkça daha çok hatırlamak' sendromu, aslında ruhumuzun bize 'o misafire henüz doğru çayı ikram etmedin' deme şekli midir?" İsimlerimizin sadece harf dizilimi olmadığını bu soruyu Derya ismi üzerinden cevaplayarak göstermeye çalışacağız, HAYdi başlayalım! Unutmak, belleğin bir silgisi değil; o hatırayı ruhun derin sularına fırlatıp dalgaların dinmesini beklemektir. İnsan, kaçtığı her gölgenin aslında kendi ışığının bir yansıması olduğunu anladığında, sancı bilgelik tahtına oturur. SINIRSIZLIĞIN DERİNLİĞİNDE SAKLI HAFIZA ...
“Gerçek şifa, bizi kıran o "kötü" deneyimleri hafızamızdan silmeye çalışmakta mı yatar, yoksa ruhumuzun asıl dayanıklılığını bulabilmek için o karanlık deneyimlerin üzerine bilinçli bir kabul inşaa etmekte mi?” İsimlerimizin sadece harf dizilimi olmadığını bu soruyu Ardacan ismi üzerinden cevaplayarak göstermeye çalışacağız, HAYdi başlayalım! Psikanalizin kurucularından Carl Gustav Jung'un ifade ettiği gibi, dalları cennete uzanmak isteyen bir ağacın kökleri mutlaka cehenneme kadar inmelidir. Japonların kırık çömlekleri altın tozuyla birleştirdikleri kadim Kintsugi sanatında da olduğu gibi, bir nesnenin taşıdığı en değerli şey aslında onun başarıyla onarılmış yaralarıdır. YARALARIN ALTINLA DOKUNMUŞ BİLGELİĞİ VE RUHUN DİRENÇ MİMARİSİ Bu yazı, insan ruhunun karşılaştığı en derin çıkmazlardan birini aydınlatmayı amaçlamaktadır. Acı dolu anılarımızı zihnimizin dehlizlerine hapsedip unutmaya çalışmak mı bizi özgürleştirir, yoksa bu karanlık tuğlaları alıp kendimize yıkılmaz bi...